Fethiye Körfezi'nin Tarih Kokan Adası GEMİLE ADASI

Fethiye Körfezi'nin Tarih Kokan Adası GEMİLE ADASI


huzur bulmak, keşfetmek, bilmektir. Her yol sadece bedenini götürmez insanın, düşüncelerini de alır o iklimlere götürür. Kâh yüksek yaylalarda rüzgâra bırakır insan düşüncelerini, kâh bir deniz kıyısında dalgalara. Gezgin gittiği yerin iklimini, coğrafyasını, yaşama şartlarını, âdetlerini, yokluklarını, zenginliklerini öğrenir. Bedeni yorulurken, ruhu öğrenir. Her attığı adım sırtından bir yük azaltır; her çıktığı tepede bir derdini geride bırakır. Gezmek keşfetmektir evet, ama en çok anlamaktır, yaşamaktır. Her eski mimari yapı geçmişini anlatır, hayal kurdurur, tarihin kuytularında yolculuğa çıkarır. Her ayrıntı, derinlerde kalmış söylenmeyenleri temsil eder. Anlayabilen, dinleyebilen, keşfedebilen, oraya gidebilen öğrenir; Anadolu'nun zenginliklerini… Bazı kentler vardır, geziye çıkmadan önce araştırıp, günler harcayıp çok az şeyi yan yana koyabilirsiniz. Canınız yola çıkmak istemez, gezi bitince eliniz yazıya gitmez. Sundukları o kadar azdır ki zihniniz fakirleşir, üretemez. Ama bazı kentler de vardır, günler erken biter, göz açıp kapayıncaya kadar geznin sonuna gelmişsinizdir. Geri dönüş yolunda hâlâ yeterli vakit ayıramadığınızı, gitmediğiniz yerler, görmediğiniz insanlar, öğrenemediğiniz yaşamlar olduğunu düşündürür size. Aylar, yıllar da geçse sizi hep şaşırtan, sürpriz dolu, renkli kişilikli arkadaşlardır onlar. Muğla'nın Fethiye ilçesi de işte böyle size sunacakları bitmeyen, sürprizlerle dolu bir yer. Turkuaz denizin koynunda Ölüdeniz yakınlarındaki Gemile Adası da hem turkuaz denizin sarıp sarmaladığı enfes bir güzelliğe sahip hem de tarihin sayısız yapraklarından en önemlilerine… Fethiye'nin Kaya Köyü'nden ayrılıp Gemile Koyu'na geliyoruz. Gemile Koyu, Muğla'nın ilçesi Fethiye'ye 9 kilometre uzaklıkta ve Fethiye Körfezi'nin güney ucunda yer alıyor. Ortaçağda Sybola adıyla bilinen Ölüdeniz Havzası içinde yer alan Gemile veya Aya Nikola Adası, MS 5. yüzyıldan itibaren dinî yerleşimlerin kurulmasıyla önem kazanmış. Avrupa ve Doğu Akdeniz ticaret ve seyahat gemilerinin uğrak yeri hâline gelerek bir hac merkezi olmuş. Birçok kilise ve şapelin yanı sıra din eğitimi veren okullar da açılmış. Fethiye Körfezi'nin tarih kokan adası Gemile, bugün 1. derece arkeolojik sit alanı. 1990 yılından beri bir Japon ekip tarafından yüzey araştırması yapılan ada ve çevresinde, 11 kilise tespit edilmiştir. Bunlardan dördü Gemile, biri Karacaören Adası'nda, diğerleri ise Ölüdeniz ve Karaören Koyu civarındadır. Gemile Adası ve çevresi, Hıristiyanlık âlemi için çok önemli bir merkez olarak görülür. Adadaki dinî yapıların dışında, çalışan ve yaşayan insanların barınakları olan evler de bulunmaktadır. Adanın kayalık olması nedeniyle, kilise ve evlerin temelleri kaya içine oyulmuştur. Deniz dibinde de kalıntılar devam etmektedir. Pek çok ziyaretçi tarafından görülen ada, sit alanı olup, bir bekçi tarafından korunmaktadır. 1995 yılında adada, Fethiye Müzesi ve bir Japon ekip tarafından kurtarma kazısı çalışmalarına başlanmış olup, kazı çalışmaları Fethiye Müze Müdürlüğü başkanlığında halen sürdürülmektedir.1 Renkli guletler ve tekneler, kadrajı tamamlıyor Gemile Koyu, yazın tatilcilerin denize girmek ve piknik yapmak için kendini attığı, zeytin ve çam ağaçlarıyla çevrili çok güzel bir koy. Gezi teknelerinin de uğrak noktası. Bu uzun kumsalı, masmavi denizi ve manzarayı geride bırakmaya tek sebep olacak şey, hemen karşıdaki Gemile Adası'na geçmek olabilir. Koydan kalkan teknelere binip beş dakika içinde adaya geçebiliyorsunuz. Buraya ayak bastığınızda küçük bir kulübe karşılıyor sizi. Adanın bekçisinin bulunduğu kulübede, birazdan yapacağımız yürüyüş için enerji depoluyoruz, manzarayı doyasıya seyrediyoruz, hatta ahşap geniş koltuklarda kestirmeyi düşünenlerimiz oluyor. Ama adanın tepesine doğru bakıp gözümüzü korkutmak istemiyoruz, bu zorlu yürüyüşten vazgeçmekten korkuyoruz… Gemile Adası ve Karacaören adaları civarı, tarihî kalıntılara ev sahipliği yapıyor. Sahilden başlayan yürüyüşümüz çok dik, taşlı ve dar bir patikada yükseklere doğru ilerliyor. Yaz sıcağının altında bu yürüyüşü yaptığımız için sık sık durup soluklanmak zorunda kalıyoruz. Biraz sonra adadaki kalıntılar karşımıza çıkıyor. Adada erken Hıristiyanlık dönemi ve Bizans İmparatorluğu'na tarihlenen (5. yüzyıl ile 11. yüzyıl arası) kilise kalıntıları yer alıyor. Deniz kıyısında sarnıç kalıntıları bulunuyor, deprem nedeniyle denizin 1-2 metre derinlerinde kalan yapı parçaları olduğunu öğreniyoruz. MS 240 yılında gerçekleşen deprem nedeniyle bir miktar suya batan ve bazı kalıntıları suyun altında kalan ada, üzerinde bulunan St. Nicholas Kilisesi nedeniyle Aya Nikola ismiyle de anılıyor. Adanın erken Hıristiyanlık döneminde önemli bir ziyaret merkezi olduğu ve Aziz Nikolas'ın bu adada yaşadığı düşünülüyor. 500 metrelik tünel, İsa'nın çarmıha yürüyüşünü temsil ediyor Yorucu yürüyüşümüze devam ederken neyse ki Faruk Akbaş sık sık fotoğraf çekmek istiyor; böylece dinlenebiliyoruz. Adanın en ilginç kalıntısı, sahili yukarıdaki kiliseye bağlayan tünel. 500 metre uzunluğundaki tünelin bazı kısımları yıkık olsa da yine de gerçeğini hayal etmenize yardımcı olacak kadar sağlam durumda. Tünel içindeki merdivenlerin aralarında 17 durak yeri bulunuyor. Bunlar, İsa Peygamber'in çarmıha gerilmeye götürülürken yolda 17 defa bekletilmesini temsil ediyor. Dik bir şekilde adanın eteklerinden yukarıdaki kilise kalıntısına doğru çıkan tünel, merdivenleri sayesinde yürüyüşü biraz daha kolaylaştırıyor. Yukarı çıktıkça neredeyse her adımda dönüp bakmak ve daha da güzelleşen manzaranın tadına varmak istiyoruz. Tepemizde yaz güneşi, turkuaz deniz, korunaklı, ağaçlarla çevrili bir koy ve kadraja giren renkli tekneler, karşımızdaki fotoğrafı daha da güzelleştiriyor. Zirveye vardığımızda, çabalarımızın karşılığını nefis bir manzarayla alıyoruz. Bir adanın en tepesinde ve Ege'nin en güzel sahillerinden birini seyre dalmışız; gezi tekneleri ve guletlerin kattığı hareket plajda denize girenlerin coşkusuna ortak oluyor. Yükseklerden onları izleyen bizlerse hem manzaranın güzelliğinin tadını çıkarmış hem de tarihin sayfalarında, yüzyıllar öncesinin kentine yolculuk yapmış olmanın keyfini yaşıyoruz. Zirvedeki açıkhava kilisesinin kalıntılarına yorgunluğumuzu bırakmış dinlenirken, geriye kalan yapıların kendi zamanlarında nasıl bir kent oluşturduğunu hayal ediyoruz. Uzun yürüyüş, bol fotoğraf ve manzara keyfinin ardından aşağı yürüyüşümüz başlıyor. Dönüş yolunda, Anadolu'nun ne kadar farklı ve çok sayıda uygarlığa ev sahipliği yaptığını, onu besleyen kültürel değerleri ve yaşanan inançları düşünüyoruz. Kusursuz güzellik olabilir mi, diye düşünüyorum. Fethiye'de oluyor. Tarih, deniz, kültür, inanç, yaşam… Hepsi bir arada güzelce yaşayabiliyor…