Yolculuk Dergisi 73. Sayı

Kader mi, Azim mi?


GEÇENGÜNÖMÜRDENDİR Yazı: Feyza Hepçilingirler " Kader mi, Azim mi? Bizim zamanımızda..." diye söze başlamak, yaşlılığı tümden kabullenmektir. Biliyorum; ama kabullendiğimden olmalı ben de söze öyle başlar oldum son zamanlarda. Bizim zamanımızda, yaşları hiç söylenmeden, biri, başörtüsü takmış, öteki saçlarını savurarak yürüyen iki kadından söz edilse başı açık olanın genç, ötekinin yaşlı olduğunu anlardık hepimiz. Bizim zamanımızda batıl inançlı birilerinden söz edilse obirileri ya dedemiz olurdu ya ninemiz. Anne babalarımız bile dalga geçerdi batıl inançlılarla. Şimdi her şey tersine döndü. Ben görüntüde değilim. Gençlerin genç olmadan yaşlandıklarını gördükçe kahroluyorum. Gaipten işaretler alarak yaşıyor kimi gençlerimiz. Bakıyorsunuz önemli bir iş için yollara düşmüş bir genç -daha çok kızlar galiba- yürürken ayağı taşa takılsa, kötü bir işaret aldığını düşünüyor ve peşinde olduğu oişin olmayacağına karar veriyor çabucak; hatta vazgeçiyor oişten. Enerji gönderiyorlar. Birilerinden elektrik alıyorlar ya da alamıyorlar. En çok televizyonlardaki evlilik programlarında görüyoruz. "Elektrik aldın mı?" diye soruluyor. Hayatın en önemli kararlarından biri, evlenme kararı gibi ciddi bir karar bile bu, nereden geldiği belli olmayan "elektrik"e göre veriliyor. Ekranda fal bakanlar, rüya tabir edenler, seyircileri hipnotize etmeyi deneyenler, gençlere örnek oluyor. Uğura, uğursuzluğa, fala, burçlara inanıyor gençler. Dahası, insanı ve yaşamı belirleyen biricik şeyin burçlar olduğunu düşünüyor kimileri. Bakıyorsunuz bilimsel bir konferansta, salondaki dinleyicilerden biri, soru sormak için söz istiyor ve konuşmacıya burcunun ne olduğunu soruyor. Ona göre verecek kararını. Ne kararıysa artık! Belediye otobüslerinde halifelerin yaşam öyküsünü okuyan, çantasının içinde tespih çeken, elindeki sayaçla okuduğu duaları sayan genç kızlara rastlıyorum. Ne oluyoruz, ahrete mi hazırlanıyor genç kızlarımız? İyi de bu dünyada yapılacak işler bitti mi? Okullar bitirilip meslek sahibi olunmayacak mı? Çocuklar doğurulup ülkeye ve dünyaya yararlı bireyler olarak yetiştirilmeyecek mi? Saçının tek teli görünmesin diye kafasını sımsıkı kapatan, yerleri süpüren etekleriyle bütün merdivenlerin tozunu alan genç kızları söylemiyorum. Benim meselem "türban" değil. Kafaların içi ilgilendiriyor beni. Geçenlerde öğrencilerimden biri, yine bir genç kız, bir anısını anlatıyordu sınıfta. "Üç harfliler" diye birilerinden söz etmeye başlayınca sordum. Cinlermiş kastettikleri ve "cin" derse çarpılacağından korktuğu için adlarını "üç harfliler" diye anıyormuş. Anneannemi hatırladım. "Çarşamba gecesi iş yaparsanız cin çarpar; pis suyun üstünden atlamayın, çarpılırsınız." dedikçe o, içimize bir korku gelirdi gelmesine; ama biz yine de güler geçerdik. Şimdi üniversite öğrencileri anneannemin korkutmalarına pabuç bırakıyorlar, öyle mi? Ara sınavda verdiğim yazı konularından biri de şuydu: "Kader mi, azim mi?" Bu konuyu seçen öğrencilerimin neredeyse tümü, kaderin çok önemli, en az azim kadar önemli olduğunu, insanın kendi kaderinin dışına çıkamayacağını yazdı. Kağıtları okuduktan sonra, "İnsan, kendi kaderinin demircisidir." diye bir sözü duyup duymadıklarını sordum. Duymamışlar. Pek yapmam; bu kez onlara kendimi örnek vermek zorunda kaldım. Ben kaderime boyun eğseydim; ilkokulu bitirir bitirmez karşı komşumuz Cevriye Hanım'ın kamyon şoförü oğlu ile evlendirilecektim, dört çocuk doğurup genç yaşta kocayacaktım. Şu anda çocuklarının, torunlarının ilgisine muhtaç bir nine olarak bir köşede ölümü bekliyor olacaktım, dedim. Oysa yirmiden fazla kitabı olan, yazdıkları yabancı dillere çevrilmiş, en önemlisi gittiği her yerde saygı gören bir kişiyim. Kadere teslim olmak ne demek! Genç olmak, yalnız kendisini değil, dünyayı değiştirecek gücü kendisinde bulmak değil midir? Buna inanmakla hata mı ettik biz? Akıldan, bilimsellikten bu kadar yüz çevirmek gençlik kavramıyla bağdaşır mı hiç? 8 Yolculuk