
Sanatla Yaşayan İran Kenti Tebriz
İlkokuldan itibaren öğretilir; Türkiye'nin komşu ülkeleri, kuzeyde Rusya, batıda Yunanistan, güneyde Suriye ve doğuda Ermenistan, Azerbaycan, İran… Evet, İran. Hani son zamanlarda hakkında pek çok şey duyduğumuz, okuduğumuz ülke. Bilgi dağarcığımızı şöyle bir yokluyoruz, İran'a dair ne var, diye. Kültürüne, tarihine dair birkaç kırıntı, bir de haberlerde duyduklarımız, gördüklerimiz var belleklerimizde. Bir şeyler eksik sanki; görmemiz, öğrenmemiz, duymamız gereken şeyler var orada. Cezbediyor İran bizi…
Fotoğraf sanatçısı Faruk Akbaş'ın İran'a yapacağı gezide biz de peşine takılıyoruz. Merak ediyoruz İran'ı, hemen yanı başımızdaki bu ülkeyi, tarihini, kültürünü. Böylece beş arkadaş Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinden Esendere-İran sınırını geçiyoruz. Sınırda, grubumuzdaki diğer kadınlar ve ben başlarımızı kapatıp, üzerimize uzun pardösülerimizi giyiyoruz. Hazırlıklarımızı tamamlayınca taksiye binip doğruca Urumiye'ye ulaşıyor, buradan da eski ama rahat bir otobüsle iki buçuk saatte İran'ın Tebriz şehrine varıyoruz. Tebriz'in tarihsel geçmişi konusunda tartışmalı fikirler bulunuyor. Bazı tarihçiler Milattan öncesine kadar giden bir geçmişten bahsederken, bazı tarihçilere göre ise Tebriz'in önemli dönemleri İran'a İslam’ın gelişiyle başlar. Arkeolojik kazılara göre ise Tebriz'in 5 bin yıllık bir geçmişi olduğu ortaya çıkarılmış. Safeviler devrinde İran'a kısa bir süre başkentlik yapan Tebriz, tarih boyunca Tavrez, Tavrej, Taris ve Turi gibi isimlerle anılmış.