
GEÇENGÜNÖMÜRDENDİR Yazı: Feyza Hepçilingirler Tüketirken Tükenmek
GEÇENGÜNÖMÜRDENDİRYazı: Feyza Hepçilingirler: Tüketirken Tükenmek gerçek adının ne olacağı şimdiden belli değilse de içinde yaşadığımız çağa pek çok ad yakıştırıldı. "Bilgi Çağı" deniyor; oysa insanların çoğuna, bilgiye, internetten "Google" arama motorundan ulaşmak, bilgi sahibi olmaktan çok daha kolay geliyor. "İletişim Çağı" deniyor. Üst komşumuza, yan komşumuza "Günaydın" demeyi, bakışlarımızla olsun selamlaşmayı gereksiz görürken hangi iletişimden söz ediyoruz? "Teknoloji Çağı" deniyor. Yapmadığımız, sadece kullanmayı öğrendiğimiz yeni buluşlarla mı dahil oluyoruz teknoloji çağına? Bence bu çağa yeni bir ad verilmeli: "Tüketim Çağı". "Tüketmek" sözcüğünün nasıl modalaştığının bilmem farkında mısınız? Dilimiz bu sözcüğe bir alıştı pir alıştı. Her şeyi tüketiyoruz artık. "Sağlıklı beslenmek için bol sebze meyve tüketin." diyorlar ("beslenmek" de moda sözcüklerden biri; ama o, başka bir yazının konusu). "Fazla kırmızı et tüketmeyin, beyaz et tüketin." diyorlar. Biz bu sebze ve meyveleri, kırmızı eti, beyaz eti düne kadar "yiyorduk"; şimdi ne oldu da yemekten vazgeçip tüketmeye başladık? "İçmek" de kullanımdan düştü. Sıvı tüketiyoruz, günde bilmem kaç litre su tüketmemiz isteniyor. Oysa "tüketmek" sözcüğü, "Kullanarak, harcayarak yok etmek, bitirmek" anlamına geliyor. En azından sözlükler öyle diyor. Harcayarak nasıl yok edip bitiriyorsak buzdolabı, çamaşır, bulaşık makineleri, fırınlar, televizyonlar da "dayanıklı tüketim malları" diye bir kategori oluşturuyor. "Müşteri", "alıcı" sözcükleri yok artık; onlar "tüketici". İşin garibi, gerçekten tükettiğimiz şeyler için kullanılmaz oldu "tüketmek" sözcüğü. Sözgelimi "zaman" için kullanıldığını hiç duymadım. Oysa asıl tükettiğimiz şey o: zaman. Aşkları tükettik; ama bundan da hiç söz edilmiyor. Eskisi gibi deli divane aşık olana rastlanmıyor; rastlandığında da gerçekten deliymiş gibi davranılıyor kendisine. Dostlukları tükettik. Çıkar ilişkilerimiz sürdüğü sürece dost olarak bellediklerimiz başımız dara düştüğünde sırra kadem basıyorlar. Hayalleri tükettik. Neleri düşlememiz gerektiğini, bizi tüketici olarak görenler söylüyor. Biz de onların uygun gördüklerini hayal ediyoruz; son modaya uygun giysiler, yeni arabalar, havuzlu villalar, herkesi kıskandıracak mobilyalar vs. vs. Şimdiye kadar hiç gitmediğim büyük bir alışveriş merkezine sürüklendim geçenlerde. Her katta sayısız dükkanıyla, katlardan katlara çıkan yürüyen merdivenleriyle, göz kamaştıran süslemeleri, rengarenk ışıklarıyla devasa bir bina... Bir ara, alt katlardan birindeyken başımı kaldırıp yukarı bakacak oldum. One görkem! One pırıltı! Büyük bir tapınağın içindeyim sanki. Katedrallerde, büyük camilerde hissedilene benzer bir duygu... Tanrı'nın, evrenin, doğanın varlığı karşısında insana kendisinin ne kadar küçük, ne kadar güçsüz olduğunu hissettirecek yükseklikte yapılan camiler, kiliseler gibi... Bir ezilmişlik duygusu, buna bağlı olarak boyun eğme çaresizliği. Bu yüzden mi büyük tapınaklara benzetilerek yapılıyor obüyük alışveriş merkezleri? Selimiye'de, Ayasofya'da, Notre Dame'da hissedilenlere benzer bir duygu yaratsın diye? Tüketici olarak boyun eğmekten başka çareniz olmadığını düşündürmek için mi bu gösteriş, bu büyüklük? "Tüketim" yepyeni bir dinin adı mı? Ogörkem, oyükseklik eziyor insanı, kendinizi sinek gibi hissediyorsunuz. Dinin emirleri gibi, hayran kaldığınız ogösterişli ışıklandırmalar da bir emir veriyor insana: Tüketmekten başka çaren yok. Tüket! Daha çok tüket! Tüketiyoruz. Hem de hiçbir şey üretmeden tüketiyoruz; ama bu tüketme iştahı bizi bitiriyor aslında. Tüketirken asıl tükenenin kendimiz olduğunu fark ediyor muyuz acaba? 12 Yolculuk