Yolculuk Dergisi 70. Sayı

Salman Rushdie'nin Geçmişe Yolculuğu Yazı: Fatih Balkış


SAYFALARDAYOLCULUK Yazı: Fatih Balkış Salman Rushdie'nin Geçmişe Yolculuğu Salman Rushdie, romanlarında sürgündeki bir yazar olarak -ama bu sürgün olma durumu Humeyni'nin ölüm fetvasından sonra gerçeklik kazanmıştırdoğduğu, yaşadığı ve bir nedenle ayrılmak zorunda kaldığı toprakları betimler. Doğu kültürünü yeniden ele alırken, "Geceyarısı Çocukları"nda Hindistan'ı, "Utanç"ta ise kendisinin romanda ifade ettiği gibi altı aydan fazla kalmadığı Pakistan'ı zemin olarak kullanır. Pakistan'ın en çalkantılı döneminde, bu çalkantıların tam merkezinde bulunan iki aile Haydar ve Harappa ailelerinin, (atfedilen Muhammad Ziyaü'l-Hak ve Zulfikar Ali Butto) iktidar mücadelelerinin özellikle kadınlar çevresinden anlatılması, romanın bütününü oluşturur. Romanın içerdiği siyasi tarih boyutunu komediye, farsa, gösteriye çeviren Rushdie, daha başından kendisine yöneltilecek eleştirilerden kurtulmaya çalışır. "Bu hikayedeki ülke Pakistan değil, daha doğrusu tam manasıyla değil. Aynı alanı, daha doğrusu hemen aynı alanı kaplayan biri gerçek biri kurgusal iki ülke var. Hikayem, kurgusal ülkem, bizatihi kendim gibi, gerçeğe belli bir açıyla duruyor. Bu kaydırmayı gerekli gördüm; ama değeri tartışmaya açık kuşkusuz. Kanaatimce ben sadece Pakistan hakkında yazmıyorum..." "Pakistan'a uzun süredir aşina olduğum halde, içinde bir kerede en fazla altı ay oturmuşluğum vardır. Bir keresinde sadece iki haftalığına gitmiştim. Bu altı aylar ve iki haftalar arasında farklı uzunlukta aralar olmuştur. Pakistan'ı dilim dilim öğrendim..." "Sanırım itiraf ettiğim şu; her ne kadar orayı yazmayı seçmiş olsam da, odünyayı kırık ayna parçaları üzerinden düşünebiliyorum." Rushdie'nin sesi, yarı uydurma, ama belli bir gerçeklik üzerine söz söylemek isteyen bir yazar için tatmin edici kalkanlar olabilir. Ama okur, bunca kıyımın ve şiddetin yaşandığı bir dönemde, iktidardakilerin ilişkilerinin neşeli, eğlenceli bir sirk gösterisi gibi çizilmesini garipseyebilir. Elbette bu yorum, romanın kendi gerçekliğine yapılan bir eleştiridir; çünkü Rushdie, hemen her demecinde, ayrılmak zorunda kaldığı toprakları boğucu ve klostrofobik olarak değerlendirirken, diğer yandan otopraklar üzerine yazmaya devam eder. Bir anlamda Garcia Marquez'in büyük aile romanının mirasçılığına soyunurken, diğer yanda İrlanda'da kendisini sürgün hisseden Joyce gibi davranır. Gerçekte her iki kutupta da değildir. Sonuçta Doğu'dan gelmiş, Doğu'yla kimi bağlarını koparmamıştır ama düşünce yapısı ve aldığı eğitim düşünülecek olursa tam anlamıyla Batılı bir yazardır. Bu sıra dışı kimliğiyle günümüzün en ilginç kişiliklerinden biridir Rushdie. "Utanç"ı onun Doğu üzerine söylediği son sözler olarak ifade etse de, teorik olarak bundan kaçınması olası değildir. Bir çeşit "Veda Hutbesi" düşüncesiyle kendisine gerekli payeyi vermeyen Doğu toplumlarına, aynı zamanda bir sitem olarak da düşünülebilir. Yine de bir ülkenin belli bir döneminin anlatılması söz konusuysa, Rushdie anlattığı olaylar kadar anlatmadıklarından da sorumludur. Romanı, temsilcilerin ve seçilmişlerin çevresinden anlatmak, romanın temel açmazlarından biridir. Ayrıca bütün bir ülkenin 114 Yolculuk