
BİZİMELLER Yazı: Oktay Ekinci Fotoğraflar: Bitlis Belediyesi Arşivi Bitlis'te
BİZİMELLER Yazı: Oktay Ekinci Fotoğraflar: Bitlis Belediyesi Arşivi Bitlis'te 'Beş Minare' Projesi Bitlis bir zamanlar efsanevi bir kentti. ' Bitlis'e yazık değil mi?' Bu yakınma, Cumhuriyet'teki bir yazımın başlığıydı (21 Eylül 2003). Doğubayazıt'taki 'Tarih, Kültür ve Sanat'' sempozyumu için bölgeye gittiğimizde Bitlis'e de uğramıştık; geçmişin bu 'soylu' kentini işgal eden 'soysuz' apartmanlaşma karşısında içimiz daralmıştı... Badlis'in MÖ 332'de inşa ettiği Bitlis Kalesi bile kente sanki 'acıyarak' bakıyordu. Çünkü azman betonarme binalar, tarihi vadiyi doldurmakla kalmamışlar; Bitlis Çayı'nın iki kolu Rabat ve Kosur'un birleştiği yerde, anıtsal bir kayalık üzerinde yer alan görkemli 'içkale' surlarına bile 'yaslanarak' yükseliyorlardı... Bu çayın ve Bugünkü Bitlis Proje sonrası Kentin kurulduğu derin vadiyi yaratan Bitlis Çayı, tarih boyunca Doğu Anadolu ile Güneydoğu Anadolu uygarlıkları arasındaki yegane 'ulaşım ve tanışma yolunu' sağlamıştı ama artık adeta 'yok'tu! 1085'te Melikşah'ın Selçuklu'ya kazandırmasına kadar Arap ve Bizans uygarlıklarıyla bezenen, Dilmaçoğlu Beyliği'ni ağırlayıp, 1540'lardan sonra Osmanlı kimliğiyle vadiyi süsleyen Bitlis, 1230'lardaki Moğol yağmasından bu yana sanki ikinci büyük tahribatı yaşıyordu. 2700 yıllık Urartu temelleri üzerinde yükselen ve Büyük İskender'in komutanlarından köprülerinin 'kent kültürü ve yaşam kaynağı' olduğunu önemsemeyip, korumak yerine betonla kaplayanlar, berbat ve kimliksiz bir yapılaşmayı da 'tam üzerinde' gerçekleştirmişler... Şimdi obinlerce yıldır yaşam kaynağı olan sular, bu binaların altından bin bir eziyetle geçerken, yer yer üzeri açık kalan boşluklardan Bitlis Çayı'nı sadece 'çöp ve mikrop kanalı' olarak seyrediyordunuz... Ünlü 'Bitlis'te Beş Minare' türküsündeki tarihi camileri bile gözden ırak kılan bu yapılaşma hangi anlayışın ürünüydü? 10 Yolculuk