Yolculuk Dergisi 67. Sayı

Umutlar, Hayaller


Umutlar, Hayaller Yazı: Ahmet Telli Yeni bir yıl... Aralık ortasından itibaren yenilenen vitrinler ışıl ışıl. Sokaklar, caddeler, evlerin salonları, eğlence mekanları ışık seli içinde. Işıklar da devinim içinde. Işık ırmağı sanki ve herkes bu ışık ırmağında kulaç atmaya hazır... İşte böylece, geçip giden anların, gelecek günlerin arasına sıkışıp kalıyor aralık ayının son haftası. Piyango bileti satanların her köşe başında sizi beklediğini görüyorsunuz. Piyango bileti, duyguda eşitliyor galiba. Mutlu ile mutsuzu, işsiz ile işi yerinde olanı, kadın ile erkeği, genç ile yaşlıyı aynı duyguda buluşturuyor bir piyango bileti. Ankara'da, İstanbul'da, İzmir'de ve diğer bütün kentlerde, kasabalarda markalaşmış piyango bileti satanların önünde uzun kuyruklar oluşmuş. İşsiz bir delikanlı sabırla bekliyor kuyrukta, onun önünde bir ev kadını, giyim kuşamına bakılırsa durumu iyi gözüken bakımlı bir kadın, sabırsız. Öğrenciyle öğretmen art arda. Üniversitede profesör, kasap çırağı, işi bu yıl iyi gitmeyen bakkal, tezgahtar kız, torunun şansını deneyen emekli, yorgun bir uzun yol şoförü... Hepsini aynı kuyrukta bekleten piyangocu, umut denen o ezelî duyguyla herkesi eşitlediğinin ayırdında mı acaba? Sanmam... Televizyon kanallarının, gazetelerin de özendirmesiyle büyük ikramiyeye gösterilen ilgi sarıp sarmalamış kent sokaklarını. Hayaller satılıyor sokaklarda, hayaller kuruluyor evde, pazarda, ışıksız odalarda, ışıl ışıl caddelerde... Büyük ikramiyenin cazibesi, hayalin de ateşini körüklüyor durmadan. Kuşkusuz ki hayal, en insani bir olgu. Hayalleri olmayanın gelecekle ilgili düşünceleri, umutları da olmaz. Hayalcilik küçümsenir bizim ülkemizde; gerçekle bağın kopartılması olarak bilinir de onun için. Oysa hiç de öyle değil. Bence çocuklara hayal eğitimi verilmeli ilköğretim yıllarında. Belki böylece bir piyango biletine bağlanan hayallerin yerine yaratıcı hayalin geçtiğini görürüz. Çünkü bilimin de sanatın da barışın ve dostluğun da hayallerle mümkün olduğu görülür. Sanatın ve bilimin kaynağında hayal saklıdır. Geçenlerde okuduğum ve ülkemizin yetiştirdiği değerli müzik insanı Fazıl Say'ın "Y alnızlık Kederi" adlı anı, söyleşi ve gözlemlerinden oluşan kitabında şu satırların altını çizmişim. Bana, iç huzura giden huzursuzluk yolundaki düşleri duyumsattığı için ilginç geldi. Diyor ki Fazıl Say: "Piyano çalarken ruhumun en uzak köşelerinde saklanmış güzellikleri bulup çıkarmaya çalışırım. Güldüren, ağlatanla birlikte, binlerce derin duygu... Aradığım duyguları bulamamak beni deli eder. Reddedilmiş olmak gibidir bu, dünyadan kovulmuş olmak gibidir. Aradığımı bulana kadar evin içinde çılgınca oradan oraya koşar dururum." Belli ki, hayaller yaratıcılıkla buluştuğunda bir değer kazanıyor. Herkesin aynısını kurduğu hayal, hayal bile sayılamaz. Bir piyango biletinin duyguları da, hayalleri de aynılaştırdığı koşullarda, durup düşünmek gerekir. Ama yine de belli ki herkesin yeni bir başlangıca gereksinimi var. Doğum günü, evlilik yıldönümü, mezuniyet diploması, yeni bir iş, emeklilik gibi kişisel duraklar, yeni yıl ile toplumsal özellik kazanıyor. Bunca telaş, canhıraş alışveriş tutkusu bunun için. Y ılın son günü, ertesi yılın ilk gününe evrildiğinde, dilimizde kekre bir tat, dünün heyecanı bugünün yorgunluğu olup çıkıyor. Ömür denilen zaman süreci eksilmiş; eskimeye başlayan yeni bir yıla girmişizdir. Dün geceki ay ışığı, yeni yılın ilk günü doğan puslu güneş, umudun ve sevincin, bekleyişin ve hüznün sürüp gittiğini fısıldamaktadır. Y eni yıl kutlamaları, ışıklı mesajlar çöpe atılırken bir kez daha kendimize itiraf ederiz ki; "Geçen gün ömürdendir." Hollanda'da geçirdiğim bir yılbaşı gecesini anımsıyorum. Bütün kent eğlenceyi, kutsal bir ayin gibi yaşıyordu. Özgürlük ve serbestlik bu kültürün eğlencesini de şekillendiriyordu galiba. Denetimsiz, aşırı, olasıya bireysel ama itiyatlı. Eğlencenin her türlüsünü gördük ama hiçbir tatsız olayla karşılaşmadık. Oysa ülkemizde her yılbaşı gecesinin sabahında, inanılmaz tatsızlıkların yaşandığını öğreniriz basından. Gergin bir toplumuz da onun için galiba, özgürlük ile serbestliğin aynı şey olmadığını bilmiyoruz... Aynı şey değil ama biri olmadan diğeri de olmuyor işte. Özgürlük, hayalleri yaratıcı kılarken tüm tabulardan arınmış, kendimize ait düşlerin de serbestçe dolaşımını sağlayacaktır. Y olculuk dergisi okuyucularının, Kamil Koç yolcularının yeni yılını sevgiyle kutlarım... 8 Yolculuk