Yolculuk Dergisi 66. Sayı

Barış


GEÇENGÜNÖMÜRDENDİR Yazı: Feyza Hepçilingirler E Barış için daha güzel olmayı, daha başarılı olmayı bekleyenler... Beş yaşındaki afacandan seksen yaşındaki nineye kadar kimse kendisinden hoşnut değil. Kimse yaşlanmak istemiyor, kimse kilosunu beğenmiyor. Herkes manken gibi olmak derdinde. İyi de mankenleri işinden etmenin alemi yok ki! Şişmanımız da olacak, cılızımız da. Hepimiz servi boylu olamayacağımız gibi, ayna çatlatan güzellikte de olamayız. Sözgelimi, kazancının kendisine çok bile geldiğini söyleyen tek kişiyle bile karşılaşmışlığımız yoktur. Mutlu olmak için herhangi bir beklentisi olmadığını söyleyenle de pek karşılaşmadık şimdiye kadar. Daha iyi bir iş bulursa, daha az çalışır, daha az yorulursa, çocuklarını istediği gibi yetiştirirse, şimdikinden daha sağlıklı olursa mutlu olmayı bekleyenlerin ömrü hep beklemekle geçiyor. Her eski yılı bitirip yenisine başlamak üzereyken ortaya çıkan "beyaz bir sayfa açma isteği" de kendimizle barışmamızı sağlayacak koşullardan başka bir şey değil. Y eni yılda sigara içememeyi başarabilirsek hoşnut olacağız kendimizden. Hele biraz da kilo verirsek... Daha az tembellik edip daha çok iş çıkarırsak, daha düzenli olursak, hayatın güzelliklerinin biraz daha farkında olarak yaşamayı başarırsak. Hep "-sa, -se"ye bağlı koşullar. Y a başaramazsak? Her yeni yılda olduğu gibi, ilk birkaç hafta direndikten sonra eski yaşama alışkanlıklarına geri dönersek? O zaman yenilmiş sayacağız kendimizi. Başaramamış, ezik... Y eniden kendimizle bir kavga... Oysa mutlaka gerçekleştirilmesi gereken şeylerse istediklerimiz, ne yapıp yapıp onları yerine getirmeliyiz. Ama yapamıyorsak, olmuyorsa kendimizle didişmenin ne yararı var? Gerçekten mutlu olmanın yolu, kendimizle barışmaktan başka nereden geçiyor olabilir? Barış tam olarak bu noktadan başlıyor bence. Başkalarından önce kendimize ulaşmaktan, kendimizle anlaşmaktan ve kendimizle barışmaktan. Aynı dili konuşuyoruz ne de olsa. Anlaşmamız o kadar da zor olmaz. Y eni yılda ilk hedef olarak kendimizle barışmayı koyalım önümüze. Var mısınız? Y aşamak denen bu mucizeyi, dünyadaki biricik şansımızı beklemekle geçirmeyelim. ski Türkçe döneminde "bar-(mak)" diye bir eylem kökü var. Bu kök, yıllar içinde değişiyor, dönüşüyor ve "var-(mak)" oluyor. Ama o kökten gelen bir sözcüğü bugün hala kullanıyoruz: "barış". Barış, iki tarafın karşılıklı olarak birbirine varması, ulaşması demek. Karşı karşıya duran iki taraf birbirine varınca ne olur? El sıkışır, anlaşır, barış olur. Ne güzel bir adlandırma! İki kişi arasındaki barışı sağlamak da o iki kişinin birbirine ulaşmasından geçiyor. O kişinin ne yaşadığını, neler hissettiğini anlamak, kendisini onun yerine koymak, onun pabuçlarıyla yürümek; "empati kurmak" diyorlar şimdilerde; hadi öyle olsun, empati kurmakla sağlanabilir barış. Karşısındaki kişiye ulaşmanın yolu nedir, denirse öncelikli koşul elbette dil. Karşısındaki kişinin söylediğini dinlemek, anlamak, onunla anlaşmak. Anahtar sözcüklerden biri de bu: anlaşmak. Anlaşmak nedir? Karşılıklı olarak birbirini anlamak. Çapraz bulmacalarda çok çıkar; "an" sözcüğünün "zihin, zeka" anlamlarına geldiği unutulmamalı. Birbirini anlamak için zekaya gereksinim olduğunu söylemek de abartılı bir yargı sayılmaz. İnsanlar birbirilerini anlıyorlar, aralarında anlaşıyorlarsa barış sağlanmış demektir. Ortak bir dil yoksa? Mecaz değil, gerçek anlamda diyorum. Taraflar farklı dilleri konuşuyorlarsa... Dil, zihnin işleme biçimini de belirler. Farklı diller konuşanların düşünme biçimleri de birbirinden farklıdır. Farklı dillere sahip insanların anlaşmazlığında bu da dikkate alınmalı. Ermeni madamın öyküsünü bilir misiniz? Madam, balık almak için akşamüstü sahile inmiş. Bakmış balıkçının biri, "Canlı bunlar canlı!" diye bağırıp duruyor. Y anaşmış tezgaha, kendi diline özgü soru vurgusuyla sormuş: "Tazedir?" Çok sinirlenmiş balıkçı. "Madam," demiş, "ben 'canlı bunlar' diye bağırıyorum, sen hala 'taze midir?' diye soruyorsun." "E ben de canlıyım," demiş madam. "Canlıyım; ama taze değilim." Barış söz konusu olduğunda hep iki "taraf" düşünüyoruz. İki ülke, iki halk, iki aşiret, iki insan... Oysa sağlanması asıl zor olan, insana gerçek bir dinginlik, bir iç huzuru verecek olan barış, insanın kendisiyle imzaladığı barış. Çoğumuz nasıl da kavga halindeyiz kendimizle. Üç beş kilo vermeden kendisiyle barışmayacak olanlar, kendisiyle barışmak 12 Yolculuk