
Bir Mektubun İzinde
GEÇMİŞİNİZİNDE Yazı: Oğuz Erten Sanat Tarihçisi arthistoryoguz@hotmail.com Bir Mektubun İzinde Kitapları sevip de sahafları sevmeyen herhalde yoktur. Doğrusunu söylemek gerekirse ben de o müptelalardan biriyim. Canım sıkıldıkça tek tek hepsini dolaşır, saatlerimi orada dakikaya çevirmekten hoşlanırım. Sahaf dediğiniz kişi öyle ticaret erbabı değildir; oturup saatlerce hasbihal edebileceğiniz, bilginin anahtarına sahip kişilerdir. Öyle sahaflar vardır ki ellerinden geçen kitabı okumadan satamazlar. Havanın basık, yağmurun yağdı yağacak hallerinden birinde, yolum her nasılsa yine sahaf dükkanlarıyla dolu hanlardan birine düştü. O gün, önünde şans eseri durduğum sahaf da bilginin anahtarına sahip bir kitap kurduydu. Mitolojiden edebiyata, tarihten sanata, hayata zevk katan ne varsa, yeni tanıştığım bu kişiyle paylaşmaya başlamıştım. Abdülhamit'in gizli mektuplarını mı istersiniz, yoksa SS subaylarının Türkiye'deki haritalarını mı? Hepsi yıllar içerisinde bu sahafın ellerinden geçmiş evrakı metrukeymiş. Uzun uzun sohbet ettikten sonra, arada sırada gelen müşterilerine de yardımcı olması gereken sahafı beklerken ben de çevredeki kitaplara, haritalara göz atmaya başladım. Eski bir bavulun içinde sararmış kağıt parçalarıyla dolu bir sürü mektup dikkatimi çekti. Hemen bavulun yanına gidip, yılların eskittiği ama içine baktıkça insanoğlunun duygularının hiç eskimediğini kanıtlayan birçok mektup buldum. "Sevgili anne ve babacığım, Afyon'da havalar soğumaya henüz başlamamıştır ama biz burada şimdiden üşümeye başladık. Londra'nın havası sert derlerdi de bu kadar sert olacağını düşünmezdim. Son mektubunuzda yazdığınız yemek bahsini artık kapatalım lütfen. Yemeklerimi hiç aksatmadan yiyorum, hem Amanda ve Eric de burada bana oldukça yardımcı oluyorlar... Sizi oldukça özledim, burnumda tütüyorsunuz... Yazın gelmesini iple çekeceğim, hem Amanda ile dün konuştuk da belki onlar da benimle çiftliğe gelecekler. Sizi ve çiftliği anlattıkça daha da merak ediyorlar. Sizi canından çok seven kızınız Zehra 15 Eylül 1947" Zehra kimdi? Hala Afyon'da mıydı? Amanda ve Eric çiftliği görebilmişler miydi? Bu mektuplar nasıl olup da buraya gelmişlerdi? Aklımda birçok soruyla belki bazılarına cevap bulurum umuduyla bavulu daha da karıştırmaya başladım. Fakat karşıma çıkan, daha farklı el yazıları ve daha farklı kişilerin isimleri oldu. Elime aldığım son sayfa ise muntazam Osmanlıca ile yazılmış bir mektuptu. O sırada omzuma yaşlı sahafın eli dokununca sanki bir rüyadan uyanır gibi oldum. Onunla sohbetimizi unutmuş, bavulun içinde farklı bir dünyaya dalmıştım. İlk aklıma gelen bavulun nereden alındığıydı. Cevap, bavulun on küsur sene önce bir evden çıktığıydı. Bir an, işte Zehra'nın evi diye düşündüm. Fakat yıllar içinde sahafın mektup tarzı efemeraları koyduğu bir bavula dönüştüğünü öğrenince, Zehra'ya artık ulaşmamın mümkün olmadığını da anladım. Eve dönerken Zehra'nın mektubu ve Osmanlıca mektuba bakarken, bu insanlara ne olduğunu, neler yaşadıklarını, neler hissettiklerini, neler yaptıklarını kendime sormadan edemedim. Çok da iyi olmayan Osmanlıcamla, aldığım diğer mektubu da okumaya yeltendim. "Oğlum, Hamdolsun bugün biraz iyiyim. Ber mutad bizim kokana beni bu sabah sinirlendirmeseydi daha iyi olacaktım. Fakat ne çare, bu benim kendi elimle aldığım kaderim... Allah belasını versin komisyoncusu da edepsiz, bütün dünya edepsiz... Laypenc sergisine gidersen, oradan vitrin için bizim eski etajerler gibi camlı ve ayaklı ufak tefek süslü bazı etajerler al. Bir de camekanlarla müşteri 116 Yolculuk