
"Yönünüzü Şaşırmayın" Düşünce Haritanız: Paradigmalarınız
İŞTEYAŞAM "Yönünüzü Şaşırmayın" Düşünce Haritanız: Paradigmalarınız Yazı: Bürge Yıldırım İnsan Kaynakları ve Eğitim Danışmanı burgeyildirim@hotmail.com G eçirdiğiniz son bir haftayı düşünün ya da son iki günü. Evde, arabada, telefonda, yemekte, işte kimlerle konuştunuz? Veya daha da yaklaşın, televizyonda son izlediğiniz haberleri hatırlayın ve yaptığınız yorumları düşünün. Peki siz bu zaman dilimleri içerisinde kaç kez zihninizden "Bence...", "Bana göre...", "Bana kalırsa..." diye başlayan cümleler geçirdiniz veya söze bu şekilde başladınız? Paradigmayı, herhangi bir durum, bir olay karşısında kişilerin kendilerinden bir şeyler katarak geliştirdiği "bireysel" tepkiler veya dilimize en yakın çevirisiyle "algılama biçimi" ya da "bakış açısı" olarak ifade ediyoruz. Tüm yaşamımız boyunca, içinde bulunduğumuz ana kadar hayatımıza giren herkes ve her kaynak; en yakınlarımız, ailemiz, dostlarımız, yöneticilerimiz, öğretmenlerimiz hatta bugün okuduğumuz gazete, taraftarı olduğumuz spor kulüpleri, bize belli paradigmaları aktarıyorlar. Çeşitli yazarların paradigmayı ifade ederken kullandıkları tasvir ise paradigmanın bir tür harita olduğu, belirli durumlarda nasıl davranılması gerektiğine ilişkin temel bir kalıp olduğu şeklinde. Doğduğumuzda anlamlandırabileceğimiz hiçbir şeye sahip olmadığımızı ve zihnimizin bomboş olduğunu biliyoruz. Zamanla ailemiz başta olmak üzere içinde yaşadığımız kültür ve eğitim ortamı, bu haritamızın ana çizgilerini oluşturur. Bu noktada paradigmayı bir haritaya benzetecek olursak, harita, temsil ettiği şeyi ne kadar gerçekçi olarak yansıtırsa o derece değer kazanır. Bir şehrin haritası, o şehrin kendisi değil, o şehrin kağıt üzerine çizilmiş bir modelidir. Şehri ne kadar gerçeğe uygun temsil ediyorsa, harita o derece kullanışlı ve işe yarar olacaktır. Paradigma da bir harita gibi başka bir gerçeğin modelidir ancak kendisi değildir. Algılarımız gerçeklerimizi oluşturur. Paradigmalarımızda, görünen davranışlar ve o davranışların altında yatan görünmeyen düşünceler bölümü bulunur. Düşünce değişikliği yapılmadan davranışları değiştirmek kalıcı olmayacaktır. Bu noktada iki tür paradigmadan söz edebiliriz: ilki gerçeğin ne olduğuyla ilgili paradigma, ikincisi ise nelerin nasıl olması gerektiğini gösteren değerler paradigması. Bursa haritasıyla İzmir'de adres aramaya kalkışan birinin paradigması gerçeklere uymadığı için o kişiyi amaca ulaştırmayacaktır. Değerler paradigması ise neyin iyi neyin kötü, nelerin önemli ya da önemsiz olduğunu bize söyler. Kişiler önceliklerini değerler paradigmasına göre belirler. Gerçeğin ne olduğunu ve neyin değerli olduğunu söyleyen bu iki tür paradigma, günlük yaşantımızı algılama ve yorumlamamızda bizi etkiler. Paradigmalarımız ne olursa olsun, bizim tutum ve davranışlarımızın dolayısıyla da başkalarıyla olan ilişkilerimizin kaynağını oluşturur. Yaşamı, ona baktığımız gözlüklerden içeri aldıklarımızla yorumlar ve algılarız. Bu yorum ve algılamalar sonucunda dünya görüşümüzü, değerlerimizi, inançlarımızı, tutkularımızı, duygularımızı ve mantığımızı şekillendiririz. Dünyayı olduğu gibi değil, olduğumuz yerden görürüz. Diğer kişilerin davranışları ve düşünceleri hakkında yargıda bulunurken de, elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmaz. 114 Yolculuk