
Okudukça Birikiyor Anılar
Okudukça Birikiyor Anılar... Yazı: Ahmet Telli Tolstoy'un "Harp ve Sulh"unu okuduğumda on üç-on dört yaşımdaydım. Okuduğum kitabın başında oldukça uzun bir incelemeaçıklama vardı. Bu çeviriyi kim yapmıştı ve kitap hangi yayınevince basılmıştı, anımsamıyorum. Y itip gitti kitap. Şimdi elime geçse bu baskıyı yeniden okumak isterdim. Sevdiğimiz kitapları kitaplığımızın ayrı bir köşesine koyup, onlara yeniden dönme isteği kimde olmamıştır ki? Son sayfası çevrildiğinde, bir ayrılık gibi dokunur kimi kitaplar. Onlar artık bizim birer parçamızdır. Y aşamışızdır, anılar edinmişizdir... "Savaş ve Barış"ı 1970'te, bu kez tam çevirisinden üst üste iki kez okumuş ve artık Türkiyeli romancı okuyamayacağımı sanmıştım. Müthiş bir mimari, müthiş bir insan coğrafyası... Bana kalırsa hala öyle ama, tabii yerli romanları okuyamayacağımı sanmak, o kitabın etki gücünden kaynaklanıyordu. Geçen yaz Adalet Ağaoğlu'nun "Romantik Bir Viyana Y azı"nı, Hasan Ali Toptaş'ın "Uykuların Doğusu" ile "Gölgesizler"ini okuyunca, yerli romanın da nerelere geldiğini gördüm. Okuduktan sonra Türk romanının gelişkinliğini fark ediyorsunuz. Doğal olarak Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar"ı Türk edebiyatının başeserlerinden olduğu kadar, kanımca dünya edebiyatında da önemli bir romandır; bunu unutmuyorum. Bu arada, yarıda bırakılan, zaman kaybı saydığım kitaplar olmadı değil. Y ine de roman deyince Batılı, şiir deyince Türkçe yapıtlar geliyor aklıma. Dönüp dönüp yeniden okumak istediğim özel raftaki kitapları, geçen gün diğer raflardaki yerlerine dağıttım. Şiirler şiir rafına, romanlar roman rafına. Bir arada oluşları tökezletiyor beni. Bu, bir şeyi kabul ediş oluyor herhalde. İnsanın belli bir yaştan sonra artık iyi bir koşucu olamayacağını, iyi bir sporcu olmak için gecikmiş olduğunu kabullenişi gibi bir şey bu. Zaman kısalıyor ve yapılacak işler, okunacak yeni kitaplar, yazılacak yeni yazılar birikmiş... Artık birkaç yüz sayfalık romanları yeniden okumaya vakit yok. Kitapları yeni yerlerine koyarken, şöyle bir karıştırıyorum sayfalarını. Altları çizilmiş cümleler, paragraflar; kenarlarına not düşülmüş sayfalar... İtiraz ünlemleri, anlatım bozuklukları, keyifli bölümler vs... Unamuno'nun bozuk formalı "Sis"i, eksik formalı "Beyaz At" Elsa Triolet'nin. Bir de adınıza imzalanmış kitaplar... Kimilerini yitirmişiz; imza sayfasına bakarken, o günü düşünüyorsunuz, hüzün basıyor. Son sayfalarına kitabı okuduğum tarihi düşmüşüm. "Karamazof Kardeşler", "Suç ve Ceza", "Budenbrook Ailesi", "Ses ve Öfke", "Ağustos Işığı", "Zamanımızın Bir Kahramanı", "Babalar ve Oğullar", "Kalbimi Vatanıma Gömün", "Oblomov" ve daha bir hayli kitap, ikişer üçer kez okunmuş. Kitapların arasından bazen yirmi beş kuruşluk bir belediye otobüs bileti, bir liralık sinema ya da tiyatro bileti düşüyor yere. Bir diğerinde bir takvim yaprağı, hani şu saatli maarif takvimi cinsinden. Ne çok anı, ne az yıl... Bu kitapları okuduğum yıllarda kimler vardı yaşamımda ve şimdi onlar neredeler? Hangi sevgili, hangi arkadaş, hangi dost... Eylül sonunda, Bursa'dan gelen bir haber, Harun Cici'yi de yitirdiğimizi duyuruyordu. Okuyan, tartışan, düşüncesini pervasızca ortaya koyan Harun Cici, okul arkadaşımdı. Onunla saatler süren edebiyat konuşmalarımız geliyor aklıma. Evet evet... Bu kitapları dağıtmalıyım artık, birilerine vermeliyim. Nasıl olsa benden sonra bir sahafın tozlu raflarına düşecekler. *** Metin Altıok, ölümünden bir önceki yıl, sahaflardan eski tarihli kitapları toplamaya başlamıştı. Daha önce okuduğu kitaplardı bunlar. "Olsun," diyordu, "ama aynı baskıyı buldum. Bu da bir keyif!" Formaları dağılmış bu kitapları okşaya okşaya ciltçiye götürüyor, ciltlendikten sonra da cildin güzel olup olmadığını tartışıyordu dostlarıyla. Belli ki yeniden okumak istediği ama asla yeniden okuyamayacağı kitaplardı bunlar. Hayır, Metin'inki bir takıntı ya da koleksiyonculuk değil, bir duygu idi. Kitapların tozlu kirpiklerinin arasından bize bakışını üstümüzde hissetmek duygusu. *** Okumak bazen niçin uçurum oluyor? 8 Yolculuk