
Merhaba
Başyazı Merhaba, Doğaya, insana, hayvana, sanata duyarsız bir toplum düşünebilir miyiz? İnsana da, hayvana da eziyet etmenin bin bir çeşit yolu var. Bütünlüğü bozan her şey yıkıcı sonuçlar getiriyor, dengeler bozuluyor. Bin yılın ekosistem değerlendirmesi neler söylüyor neler. Dergimizin sayfalarında yol alırken, kendi içinizde de yol aldığınızı keşfedeceksiniz. Keşifçi ruhunuzun uyandığını... Birbirinden ilginç konularla çıktığınız bu keşif yolculuğunda, dönen tekerleklerin sizi nereye ulaştıracağına hiç aldırış etmeden, zihninizin açıldığını hissedeceksiniz. Önemli olan, malûmatlara değil, kendi iç yolculuğunuza odaklanabilmeniz; ayçiçeği tarlalarında kaybolmanız, Varşova sokaklarında tarihin hatırlatılması için gösterilen çabaya şaşırmanız, geçmişin izini sürmeniz... Bohçacı pazarı, sanal gezinti rehberi derken kendinizde duraklayabilmeniz... Zengin kadınların giysisi tuvaletin; "ayakyolu, memişhane, kenef, abdesthane, hela, yüznumara" olarak hacetimizi gördüğümüz bir alanı ifade etmesi üzerine, bunun da düşünülebilir, yazılabilir olduğunu göreceksiniz. Vücudumuzun bu en önemli fonksiyonunun sanki utanılacak bir şey olarak algılanmasının sonucu "lavabo" sözcüğünün kullanılması da ilginç. Uluslararası simge, WC. Uludağ, endemik bitkilerin yatağı ve dünyada bulunmayan türlerle kucak kucağa... Ekonomik, sosyal ve doğal alanlarda da bir bütünün parçalarının ayrışamayacağını, etkileşim halinde olduklarını, aynı bir organizma gibi birindeki çürümenin diğer alanlara sıçrayacağını görüyoruz. Süpürgenin, çömleğin hükmünün bittiği bir dünyada yaşıyoruz. Y erle bir olan bir kentin bile, tarihiyle yeniden inşa edilebildiğini görünce, Hollanda'nın kuzey deniziyle başa çıkan uygulamalarına tanıklık edince, okyanus ikliminin etkilerine maruz kalan ülkelerden farklı olarak daha şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Varşova; geniş caddeleri, parkları, sosyal yaşam alanları, aslına tamamen sadık kalınarak oluşturulan tarihî mekanlarıyla çok iyi planlanmış ve ulaşım sorununu çözmüş, imrenilecek bir şehirleşme efsanesi olarak sayfalarımızda yerini alıyor. Sema Gülez Sel gider, yazı kalır. Selle birlikte verdiğimiz kayıplar, yaşamların ve bir şehrin alt üst oluşu hayli düşündürücü. Tek tip, ucuz, sağlıksız, kişiliksiz yapıların altına hangi mühendisler, mimarlar, belediyeciler, şehirciler, denetimciler imza atarlar; kaçak olmayan her bina muteber midir? Hesap sorulmayacağını bilen, aklını, vicdanını, harekete geçiremeyen, estetik duygusundan nasibini almamış olanlar kimlerdir? Hem taş hem ahşap, sivil mimarinin en güzel örneklerini veren bir ülkenin insanını, imar lobisi kuşatmış diyebilir miyiz? Zelve'de beton bina inşa ettirmeye kalkan Kültür Bakanlığı'nın inşaatını, Belediye durdurup mühürletmiş. Girişimcilerin, dirayetli ve basiretli bir tüccar gibi hareket etmesi beklenirken, ceza kesmeye doyamayan devletlerin de "bin dereden su getirmek" yerine sorumluluklarını algılayıp, yerine getirmeleri beklenir. Her konuda mevzuat denen şeyin makyaj çözümler getirmekten öteye geçemediğine, yaşananlar neticesinde vakıf olabilmekteyiz. Simgeler, nutuklar, gözdağları ve cezalarla güçlü devlet olunamayacağına göre bunun ölçütlerinin yeniden belirlenmesi gerekir; basının da tavrını gözden geçirmesi beklenir. Sorgulamakla yargılamak arasındaki farkı, muhabirlik konumuna ve araştırmacı gazetecilik kavramına daha fazla itibar edilmesi gereğini de hatırlamalılar. Her şeyin görünmeyen yüzünün olduğunu, imtihanlarımızın neyle olacağını kestiremediğimizi de unutmamalıyız.