Yolculuk Dergisi 64. Sayı

Tuvaletler


GEÇENGÜNÖMÜRDEND R Yazı: Feyza Hepçilingirler Tuvaletler ok, ben ciddiyim. Gerçekten tuvaletlerden söz edeceğim. Üstelik ne zamandır söz etmek istiyorum da başka konu mu kalmadı, deneceğinden çekindiğim için bir türlü yazamıyorum. *** Benim çocukluğumda "tuvalet" sözcüğü pek bilinmezdi. Tuvalet, zengin kadınların balolarda giydikleri giysinin adıydı. Hacet görülen o yere "ayakyolu, memişhane, kenef, kademhane, abdesthane" gibi pek çok ad verilirdi ya da düpedüz "hela" denirdi. "Lavabo" diyenle henüz hiç kimse karşılaşmamıştı; "WC"yi tanıyan yoktu. O zamanlar oranın en kibar adı, Fransızca "numarasız" sözcüğünün yanlış anlaşılmasıyla dilimize girmiş "yüznumara" sözcüğüydü. Alafranga tuvalet herhalde çoktan icat edilmişti; ama henüz bize kadar gelmemişti. Helalar evin dışında bir yere yapılırdı. Çoğu da kabaca örülmüş üç duvarla çevrili bir yere kazılmış çukurun üzerine, ortası aralık bırakılarak atılmış iki kalastan ibaretti. O zaman birileri çıkıp, "Gün gelecek bu helalar evlerin içinde olacak." dese, büyüklerimiz belki de dalga geçildiğini sanıp kahkahalar atarlardı. Suyu bittikçe doldurulan bir ibrik vardı, bir de duvara çakılmış çivilere takılı bezler. "Hijyen" sözcüğü girmemişti sözlüğümüze, "dezenfekte, dezenfektan" gibi sözcükleri duymuşluğumuz yoktu. Altımızı ellerimizle yıkardık. Kim bilir ne mikroplar kaptık, ne hastalıkları bu yüzden yaşadık. "Hiçbir şeyi yoktu. Aniden hastalandı. Kuş gibi gidiverdi zavallı." diye anlatılan ölümlerin kim bilir kaç tanesi bu mikroplar yüzünden oldu. Sonra evlere su geldi, helalara da bir boru çekildi, ucuna musluk takıldı. Ama biz hala altımızı ellerimizle yıkamaya devam ettik. Alafranga tuvaletler evlerimize girmeye başlayıncaya kadar. Aa! Ne rahatmış! Artık kendi dışkını avuçlamak zorunda değilsin. Musluğu açtın mı altın bir güzel yıkanıyor, sana da sadece tuvalet kağıdıyla kurulanmak kalıyor. Gördüğüm en ilginç tuvalet İran'daydı. Şiraz'da kaldığımız otelin tuvaletinde bir köşede bizim "alafranga" dediğimiz bir klozet, tam ortada da alaturka bir hela taşı. Klozeti kullanmak isteyen, gecenin kör karanlığında hacet gidermeye Y kalkmışsa, hele ortadaki deliği unutmuşsa vay başına gelene! Ayağı birden boşluğa gelebilir; ayağındaki terliği düşürebilir; ayağını çıkarmaya çalışırken kendisi yere kapaklanabilir. Otel sahibine sorsanız her zevke göre tuvalet yaptırmıştır işte, daha ne? Türkiye'den çıktığınızda doğuya da gitseniz batıya da gitseniz yokluğunu en fazla hissedeceğiniz şey, taharet musluğudur. Almanya, eski Y ugoslavya, Y unanistan, Fransa, Hollanda, Belçika... Sonra Amerika, Avustralya... Gittiğim her yerde tuvaletlere de baktım hep. Taharet musluğu yoktu; ama hepsi çok temizdi. Dubai Havaalanı'nda, yere yakın bir musluk ve ucuna takılmış uzun bir hortum vardı yalnız. Kullanmaya kalktığınızda üstünüzün başınızın sırılsıklam olması işten değildi. İnsanlar bunu niye akıl etmezler, diye çok düşünmüşümdür. Alt tarafı bir boru çekeceksiniz tuvalete, elinizi kirletmeden altınızı suyla bir güzel temizleme şansına ulaşacaksınız. Gerçi bizdeki kimi beş yıldızlı otellerde, yabancılar alışık oldukları düzenin dışında bir şeyle karşılaşmasınlar diye, tuvaletlerin taharet musluksuz yapıldığını gazetelerden okumuştum. Buna da güldüm doğrusu. Taharet musluğunun, yabancıların bayılacakları bir icat olacağını düşündüğümden. Öyle değilmiş meğer. Altlarını ıslatan bir su, çok şaşırtırmış yabancıları. Bunu da Amerikalı konuklarım olduğunda öğrendim. "Nasıl ama! Bayıldılar bizim taharet musluklarına, değil mi?" diye alkışlanma umuduyla sorduğum sorulara olumsuz yanıtlar alınca. Doğru mudur bilmem; Batı ülkelerinde kilise yasakladığı için takılmazmış bu musluklar. Hıristiyanlık, erotik bölgelere cinsel haz verebilir diye yıllar önce sakıncalı bulmuş ve yasaklamış bunları. Taharet musluğunun bir Türk icadı olup olmadığını bilmiyorum; ama eğer biz icat etmişsek bunun gerçekten övünülecek bir icat olduğunu düşünüyorum. Ancak bu musluğun bizim tuvaletleri kurtarmaya yetmeyeceği de bir gerçek. Kim ne derse desin bir ülkenin uygarlık düzeyini en iyi gösteren şey, ne çok şeritli yollardır ne dev gökdelenler ne de çarşının pazarın lüksü, gösterişi. Sadece tuvaletler... Bence uygarlığın biricik ölçütü, tuvaletlerin temiz pak olmasıdır. 10 Yolculuk