Merhaba

Merhaba


Başyazı Merhaba, Okurlarımızdan gelen mektuplar kadar, sözlü övgüler de bizi her ay daha fazla çaba göstermeye, size daha iyi şeyler takdim etmeye itiyor. Bu övgüler, heyecanımızı, sizin takdirinizi hak etmeyi sürdürmemizi ve kendimizi tekrar etmeden yeni şeyler üretmemizi sağlıyor. Şu bir gerçek ki kurum dışı algılar bize çok yön veriyor. Zaten okuyucudur gerçek eleştirmen. Okumayanlar, üretilene ilgi duymayanlar, ne yapsak bu dergiye ilişmeyeceklerdir bile. Biz, her şeyden önce gerçek okuyuculara güveniyoruz. Okumaya, incelemeye meraklı olanlar için yazarlar vardır. Bu sayfalarda grafik tasarım ve fotoğraf da sizlerin ilgisini çeken en önemli unsurlar. Merak, coşku, ilgi ve kuşku, bizi hep anlamaya, araştırmaya, incelemeye itiyor. Gördüğümüz bir şeyin algılanabilmesi için yaşama hangi gözlüklerle bakmamız gerekir? Sizlerin doğadan, kültüre, tarihe, sanata, spora uzanabilmeniz için ve hep birlikte ezberlerimizi bozup, algılarımızı değiştirebilmemiz için ne yapabiliriz? Yaşam bir oyun mu, düş mü, yolculuk mu? Bu dünyayı yaşanabilir kılan şeyler neler olabilir? Sınırlarımızı nasıl keşfedebiliriz? Biz soruyoruz, sorguluyoruz, düşünüyoruz, öğrenmeye çalışıyoruz. Biliyoruz ki pek çok sorumuz cevapsız kalacak. Sorunlarsa hep yarınlara taşınacak. Yaşamdan dersler alınacak. Bile bile ladesler yapılacak. Herkes kendi payına düşeni deneyimleyecek. Biz, her şeyin en güzel yanını görmeye çalışıyoruz. Doğadaki, dünyadaki, yaşamdaki güzellikleri, hoşlukları belki de biraz süsleyerek anlatıyoruz. Kötülüklere, çirkinliklere, sıkıntılara, sorunlara fazla odaklanmadan, anların getirdiklerini yansıtmaya çalışıyoruz. Ama bu hiç de zor değil. Yaşam türlü oyunlarını, tuzaklarını hazırlarken, onu katlanabilir ya da yaşanabilir kılmanın yollarını aramak gerekmez mi? Güzelliklere yoğunlaştığımız, hırs ve nefsin tuzaklarından kaçabildiğimiz sürece huzura kavuşabiliyoruz. Önce kendimizde durabilirsek başka yollara açılabiliyoruz belki de. "Keçeye akrep, çıyan, yılan gelmezmiş." Yaşamımızdaki benzeri yaratıklardan korunmamız için ne yapmalıyız? Mübadeleden sonra Rumlardan kaldığı için kesilen kiraz ağaçları ve şarapçılıkta kullanılıyor diye kurutulan üzüm bağları, bizlere neleri düşündürtür? Sema Gülez Biz neden bu topraklarda bir doku düzeni tutturamayız? Tarihî dokuyla uyumlu atmosfer yaratamayız? Neden iyi restorasyon yapamayız; yeterince koruyamayız? Modernleşme, gelişme adına estetiği neden yok sayarız? 434 balık türünün olduğu denizlerimizi niçin koruyamayız, yararlanamayız? Şehirleşmemize, yapılaşmamıza niçin özen gösteremeyiz? Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk başkenti Bursa, değişmez ilgi alanımız. Hak ettiği ilgiye kavuşmasını istiyoruz. Yol Üstü sayfalarında okuyacağınız İznik de Bursa'nın en önemli renklerinden biri. Okyanus ötesinden gelen ticarileşen, popülerleşen, bir kültür ögesinin bireyleri nasıl etkilediğini; kahramanlık öykülerinin, fiziksel yapının, ölümün, ne derece sürükleyici olabileceğini, kapak fotoğrafından algılayabiliyoruz. Pomak kadınlarının kültürlerini koruması kadar, bu etkileşimler de dikkat çekici. Kültürel süreçler böylesi ilginç örneklerle açımlanabiliyor. İlerleyen yaşına rağmen performansını koruyan, bilge kişiliği, etkileyici sesiyle, sahneyi paylaştığı arkadaşlarına ve dinleyiciye saygısı ve duruşu olan bir usta geldi geçti bu ülkeden. Leonard Cohen, sen çok yaşa! Koray Gürtaş spor yazılarıyla sizlere merhaba diyor. Dört büyüklerin dışındakileri mercek altına alarak başlıyor yazarımız. İlginizi derleyecek bir konu başlığımız daha var artık. Bazen Yolculuk dergisini, geçmişte yaşanan direkler arası şenliklere benzetiyoruz; her türlü kültürün, dilin, dinin, halkın kendine yer bulduğu, kaynaştığı, kendini yansıttığı, bunun yanı sıra gülüp eğlendiği, bir arada olduğu, bir şeyler ürettiği veya seyrettiği direkler arası şenliklerine... Öyleyse bu yazımızı da bu birlikteliğin devamı arzusuyla bitirelim ve Ramazan ayının ve bayramının insanlığı yüceltmesini, ruhların ve bedenin terbiyesine vesile olmasını ve insanları birbirine yakınlaştırmasını dileyelim.