
Ölümünün Dördüncü Yılında Kazım Koyuncu
Ölümünün Dördüncü Yılında Kazım Koyuncu Yazı: Ahmet Telli Karadeniz ezgilerini, bölgenin lehçesiyle ve zaman zaman modern rock-caz formlarını da kullanarak müzik dünyamıza kazandıran Kazım Koyuncu'yu, otuz üç yaşında yitirdik. Çok değil, ölümünden birkaç yıl öncesine kadar, yakın çevresi dışında tanıyan pek yoktu onu. Ama son yolculuğunu on binlerin omuzlarında yaptı. İstanbul'dan Hopa'ya büyüyen kalabalığı izlerken, toplumsal vicdanın Kazım özelinde örgütlenebileceğini geçirmiştim aklımdan. Çernobil'den kanatlanan ölüm onu da gagalamış, yakalandığı kanserden kurtulamamıştı. Onun ölümünden sonra sorunun yakıcılığı yeniden hatırlanmaya başlanmıştı. Ama yıllar geçip gidiyor, acılar kalıyor geride. Kazım Koyuncu, bu ülkede, "öteki"leştirilmeye çalışılan yaşamların hüznünü, muhalif bir çığlığa dönüştürerek bu dünyadan ayrıldı. Bu çığlık karşılıksız kalmamış olmalı ki, İstanbul'dan Hopa'ya akan insan seli, onun ezgileriyle bütünleşti, sesinin hatırlatıcılığıyla ölüm küllerinin, Karadeniz yeşilinin griye dönmemesi için sloganlar attı. Karadeniz'in üstündeki yıldızlı gökyüzü bu seslere kulak verdi. Sular "Dido"yu fısıldıyordu kıyıya. İleride bir balıkçı teknesi düdüğünü hüzünle öttürürken, yamaçlara uzanan yeşil bitki örtüsü, Çernobil cehenneminin üstüne biriktirdiği ölüm tozlarından kurtulmak istercesine silkindi. Ve işte bu görüntülerin üstünden dört yıl geçti. O, dostlarımdan biriydi; bir hüznü bir kez daha okurlarla paylaşmak istedim. Bu duygu, dört yıldır Ankara'da Sevgili Mehmet Özer'in düzenlediği "Kazım Koyuncu'yu Anma" toplantısına katılırken kabardı. Kazım'ın "müzik piyasası"na girişi pek kolay olmadı. O, kendi kitlesini yaratarak zorladı "piyasa"yı. Bu süreçte bir başına ya da arkadaşlarıyla oluşturduğu grup çalışmalarıyla pek de popüler olmayanı deniyordu. Zugaşi Berepe grubu, böylesi bir çalışmanın örneğidir. Küçük bir rol aldığı bir dizi filmde bile izleyicinin ilgisini çekiyor, daha o sıralarda adını duyuruyordu. Popüler kültür kanallarını ellerinde bulunduranlar, "hayır" diyenlere kapılarını aralamazlar. Onlar, Kazım'ın kendisine değil, yarattığı kitleye göz kırpıyor. Kazım, İstanbul'da yıllarca "tutunamayanlar"dan biri olarak yaşadı. Muhalif duruşu, eleştirel bakışı nedeniyle yalnız kaldığı zamanlar oldu. Bu zaman diliminde, Piya Kafe onun için bir sığınaktı. Çünkü Piya, Kazım Koyuncu gibi düşünenlerin birlikteliğiydi. Kendi deyimiyle "şair ceketli bir çocuk"tu; sonraları, bu sıfatla anılır oldu. Kazım Koyuncu'yu anarken, etnik olana vurgu yapmanın gereğini duyuyorum. Çünkü onu değerlendirmeye çalışırken, popüler kültürlerin kavramlarıyla aynılaştırmaya çalışanlar var ve bu, Kazım için iyi bir şey değil. Etnik olanı algılamak, tutucu gelenekçilerin, sığ popülistlerin, tüketim ahlakını yaşam biçimi yapanların işi değil. Etnik olanı anlamanın ilk basamağı, "öteki"ni anlamaktır, öteki olabilmeyi göze alabilmektir. Gerçi bu "öteki" kavramı da anlam ve değer yitimine uğratılmaya başlandı ama yine de kavramın kendi öz içeriği boşaltılamadı. Kimi oryantalistler yahut popüler kültür odakları, etnik olanı folklorik olanla bir tutmaktadırlar. Oysa öyle değil. Folklorik olanın gösteri yanı kalmıştır geriye, etnik olanınsa yaşam biçimi... Bu yüzden Kazım Koyuncu folklorik değil, etnik olan yandadır. şurası belli; folklorik öğeler taşısa da, etnisite yalnızca bu değildir. Modern olanla sakınımsız buluşabilen ve modern olanı zenginleştiren etnik özellik, salt folklora indirgenemez. Kazım'ı yarına taşıyacak olan ve bölgesel sanatçı olmaktan ayıran dikkat noktalarından biri de budur. Nitekim çeşitli etnik müzik yapan grupların özgünlükleri de böylesi çalışmalardan ileri gelmektedir. Harbiye Açıkhava'da bir konser gerçekleştirdi Kazım. Görkemli olduğu kadar, müzik dünyasında dikkati, ilgiyi, merakı üzerinde topladığı bu konser, Kazım Koyuncu'nun sabırla yürümesinin karşılığıdır. "Her ölüm erken ölümdür." diyordu ya Cemal Süreya; Kazım'ın ölümü "en erken" ölüm olup, hatıralarımızın sisini dağıtarak, dostluğun ve arkadaşlığın bireyselliğini toplumsal kılıyor. Kazım Koyuncu, ölümlü olmanın kederini değil, bir şeyler yapmanın kaçınılmazlığını ve gerekliliğini hatırlatmalı bize... 10 Yolculuk