Yolculuk Dergisi 62. Sayı

Sezaryen mi? Normal Doğum mu?


YOLCULUKTASAĞLIK Yazı: Doç. Dr. Mekin Sezik Sezaryen mi? Normal Doğum mu? SDÜ Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Barut SDÜ Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi S Tarihte sezaryen doğum ezaryene dair elimizde fazla tarihî bir metin bulunmuyor. Muhtemelen en eski metin, Sözlü Tevrat'ın (Mişna) 5. bölümündeki olabilir. Burada, -özellikle anılan dönem için- belki de çok sık rastlanmayacak bir durumdan bahsediliyor. İkiz bir gebelikte "karın yarılarak" doğurtulan ilk bebeğin önce doğsa dahi "büyük evlat" haklarından yararlanamayacağı öngörülmüş. Hatta annenin hazne duvarına değmeden doğan çocuklar için özel bir terim bile kullanılmış: "yotze dofen". Her ne kadar Mişna, MS 2. yüzyılda metne döküldüyse de sözlü şeriatın, değişmeden nesilden nesle aktarılmasıyla kaleme alındığı kabul edilmekte. Tıp tarihi için önemli olan bu yazılı kaynak, sezaryen ameliyatlarının kadim toplumlarda da başarılı şekilde uygulanmış olduğunu gösterebilir. "Büyük evlat" hakkından bahsediliyor olması, sezaryen ile doğan bebeklerin yaşayıp büyüdüklerinin ve ameliyatın canlı annelere de uygulanmış olduğunun kanıtı olabilir. Normal (vajinal) doğum, muayyen oranda bebeği sıkıntıya sokan bir durum. Rahim duvarında giderek artan kasılmalar, aynı zamanda doğacak bebeğe giden kan akımını da tedrici olarak azaltır. Benzer şekilde, bebeğin henüz işlev görmeyen akciğerlerine baskı gerçekleşir. Yani normal doğum, hem anne hem de bebek için "gürültülü" bir süreçtir. Yukarıdaki gerçeklerden yola çıkarak anne karnındaki bebeği "fazla strese" maruz bırakmama adına sezaryen mantıklı bir seçenek olarak görülebilir. Aynı zamanda gelişimini tamamladığı düşünülen bir bebek, vakitlice doğurtulmuş da olacaktır. Ne yazık ki bu basit önermeler, daha karmaşık gerçekleri yansıtmayabilir. Öncelikle, her gebeliğin kendine göre bir miadı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Programlı zamandan önce müdahale edilmesi -her ne kadar görünür gelişimini tamamlamış olduğunu düşünsek bile- bebeğin dış ortama hazırlıksız yakalanmasına neden olabilir. Ayrıca normal doğum sürecindeki kontrollü stresin de bebek açısından yararlı olduğu yönünde birçok kanıt bulunuyor. Yani, doğum sırasında bir miktar sıkıntı yaşamayan bebekler, dış ortama adaptasyon güçlüğü yaşayabiliyor. Dahası, bu güçlükler, sadece doğum sonrası ile sınırlı olmayıp hayat boyu devam eden durumlarla ilişkili olabilir. Örneğin, sezaryenle doğanlarda, kısa ve uzun dönemde solunum sistemi sorunlarına daha sık rastlanıyor. Bu çocuklarda astım sıklığı da artıyor. Yine sezaryen ile doğan çocuklarda, diyabet (şeker hastalığı) riski daha fazla. Muhtemelen dış ortama hazırlıksız ve "ani olarak" maruz kalan bebeklerde, bağışıklık sistemini de etkileyen bir takım olumsuz değişimler gözlenmekte. Hatta yeni bazı çalışmalarda, sezaryene bağlı bu etkilerin, bazı Sezaryen mi? Normal doğum mu? İşte tüm mesele bu! İnsanda normal doğumu başlatan mekanizmalar, elimizde birçok ipucu olmakla beraber, henüz aydınlatılamadı. Ancak rahim içindeki bebek, plasenta (bebek eşi) ve anne (rahim) arasında karışık bir haberleşme sisteminin bulunduğunu biliyoruz. Bu üçlü, muhtemelen uygun bir zamanlama için ortak çalışıyor. Dolayısıyla normalde bu üç farklı ancak birbiriyle ilişkili sistemin, bebeğin iyiliği lehine işlediğini söyleyebiliriz. 120 Yolculuk