Yolculuk Dergisi 62. Sayı

Bir Romancı ve Bir Masalcı: K. Hamsun ve H. C. Andersen


SAYFALARDAYOLCULUK Yazı: Fatih Balkış Bir Romancı ve Bir Masalcı: K. Hamsun ve H. C. Andersen Edebiyat tarihinde biz okurların anlaması gereken bir gerçek var: Bazı yazarların yaşam tarzları, hayalimizdeki görüntülerine asla uymuyor. Çok sevdiğimiz, satırlarında kendimizi kaybettiğimiz, heyecan duyduğumuz, hatta "hayatımı değiştiren kitap" dediğimiz birçok yapıtın yazarı, yaşamdaki tuhaflıkları, bize yabancı gelen duruşları nedeniyle hayal kırıklığı yaratıyor. Shakespeare'in oyunlarında asla halka yer vermemesi; bütün romanlarında burjuvazinin acılarını, kayboluşlarını yazmış olan Balzac'ın kralcı oluşu; O'Henry'nin dolandırıcılıktan tutuklanmış olması ya da Günter Grass gibi Nobelli bir yazarın İkinci Dünya Savaşı sırasında açıkça Nazilere destek vermesi, bunlara örnek olarak gösterilebilir. Yapıtları düşünüldüğünde bu yazarların en şaşırtıcısı kuşkusuz Knut Hamsun'dur. Ülkemizde özellikle "Açlık", "Göçebe", "Pan", "Victoria" gibi romanlarıyla tanınan ve çok sevilen Hamsun, 1990'lı yıllara kadar kendi ülkesinde tabu olmuş bir yazar. Üslubuna baktığımızda, içindeki doğa sevgisi, idealist kahramanları, her zaman duygu yüklü atmosferleri yaratmadaki başarısının yanı sıra aşk ve dolayısıyla sevgi üzerine pek çok duyguyu kaleme almış olan yazarın, politik görüşleri ve bu konudaki ısrarcılığı günümüzde hala anlaşılmaz boyutlar taşımaktadır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanlardan yana tavır alması ve bunu İkinci Dünya Savaşı sırasında da sürdürmesi, ülkesinin Nazilerle işbirliği yapan hükümetini desteklemesi, İngiliz ve Amerikan kültürüne şiddetle karşı çıkması, onun savaş sonrası bir akıl hastanesine kapatılmasına neden olmuştur. Gerçekten de bir yazarın, insanlık dışı eylemlere destek vermesini, savaşı savunmasını anlamak özellikle günümüz okuru için oldukça zordur. Ancak kişiliğindeki kimi bilinmezler ve gizemli olana duyduğu ilgi, Hamsun'un nasıl bir ruh hali içinde olduğunu anlamamıza yardımcı olabilir. 1899'da çıktığı Doğu yolculuğu sırasında İstanbul'a gelen yazar, belki de içindeki kimi sorulara yanıt 110 Yolculuk bulmak için bu yolculuğa çıkmıştı. Amacı Doğu'nun gizemini biraz olsun anlayabilmek, yetiştiği kültürün dışında yeni gizemli yerler ve duygular keşfetmekti. Zaten anılarının daha ilk cümlelerinde nüktedanlığını ve coşkusunu hissetmek olasıdır. Kavak tarafından Boğaz'a girerken geminin kaptanını alaya alır, kendini bu topraklara gelme cesareti gösterdiği için tebrik eder, Doğu seyahatini ancak İtalya'ya kadar yapabilmiş olan Goethe'yi küçümser ve ülkesinin Türkiye'ye gelmiş tek Norveçli yazarı olarak övünür. Daha ilk satırlarda karşımıza çıkan, derinlikli bir gözlem gücünden ve düşüncenin keskin oklarını kuşanmış bir zihinden başka bir şey değildir. Ve sonra İstanbul'un tüm zenginliklerinin içine dalan ve kendini oradan oraya sürükleyen bir Hamsun çıkar karşımıza. Önce bir kahvede dinlenme, ardından bir cami gezisi ve peşinden yemek faslı. Derken kendini Kapalıçarşı'da bulur Hamsun. Rehberliğini yapan Rum'un onu tanıdık bildik yerlere sürüklemesine izin verir, tüm bunlardan çıkar sağladığını bile bile. Sonra bir ayine katılır. "Hu çeken dervişler" olarak tanımladığı bu tapınanları merakla izler. Cuma günü Sultan Abdülhamid'in namaz kılışını ve camiye girişini izlemek için gerekli izinleri alır. Osmanlı padişahları ve harem üzerine çeşitli düşüncelere sahiptir. Okur olarak şunu ayrımsarız; Hamsun asla Türklere ve yaşayışlarına karşı önyargılı değildir. Burada tuhaf olan her şeyin açıklanabilir bir nedeni vardır. Ve bu yaşayış tarzlarını asla bir Batılı gibi algılamaz. Hamsun'un bu ilginç yolculuğu, romanlarını yakından bildiğimiz bir yazarın iç sesine eşlik etmek için iyi bir fırsat. Bir Masalcı Masalların dünyası, bizi çocukluğumuzdan alıp olgunluk çağlarımıza götüren düşsel eşlikçilerimizdir. Yaşamın belli bir dönemine asla sıkışıp kalmazlar; kulaktan kulağa, sayfalardan sayfalara, anlatıldıkça ve okundukça, çoğalmaya, yaşamaya devam ederler. Bunun başlıca nedeni, masalların, kim