
Ordu'nun Dereleri
GEÇEN GÜN ÖMÜRDENDİR Ordu nun Dereleri bu yollardan tam yirmi beş yıl önce geçmişim. Trabzon a giderken ve dönerken, birkaç kez... Aslında geçtiğim, bu yol değildi. Karadeniz sahil yolu yapılmamıştı daha; ben de zaten sürgün olarak gidiyordum Trabzon a. Öyle çevreme bakacak, gördüklerimi sakin kafayla değerlendirecek durumda değildim. Uyku mahmurluğuyla -öyle ya, İzmir den akşamüstü bindiğim otobüs, sabahın erken saatlerinde geçiyordur Ordu dan, tam uykunun bastırdığı saatlerde, ben de yarı aralanmış gözlerle bakıp- "Demek Ordu burası..." demişimdir. Bu sürgün yolculuğunu uzun uzun anlattığım "Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar?" adlı romanımda, Ordu izlenimlerini kısa tutmamın nedeni bu olsa gerek. "Ne kadar çok viraj var. Tehlikeli virajlar; yine de tehlikesini unutturacak bir güzellik yaratıyor. Her viraj, harika bir tablonun perdesini açıyor sanki. Bir yanda beyaz, mor, en çok da sarı çiçekleriyle yeşerme ve çiçeklenme çılgını bir doğa, öbür yanda köpük köpük beyaz dalgalarıyla yeşil - mavi bir deniz. Ve Ordu, kocaman caddeleri, büyük apartmanları ile rahat, ferah bir yerleşim alanı." demişim yalnız. Demek Ordu, 1984 yılında bile ferahlık duygusu veriyormuş insana. Şimdi de öyle, temiz ve ferah. Y eşil, aynı yeşil; doğa, kendisine bakan göze, aynı cömertlikle canlılık ve coşku aşılıyor. Y ollar değişmiş bir tek. Döne kıvrıla gitmiyor. Çift şeritli bir yol, önüne çıkan dağları delerek, Türkiye nin en uzun tünellerinden geçerek ilerliyor. O yıllarda da Karadeniz in turizmden hak ettiği payı alamamasından söz edilirdi, yine ediliyor. Y az mevsimi kısa sürdüğü, yağmurlar yazın da ansızın bastırabildiği, bölgede denizden yararlanılması güç olduğu için, insanlar tatillerini geçirmek için Karadeniz i pek yeğlemiyorlar. Bu gidişimde tanıştığım Ordululardan biri anlatıyordu. Tatillerini geçirmek üzere Ordu ya çağırdığı arkadaşları, yalnız tatilin ilk gününde denize girebilmişler; sonraki günlerini yağmurun dinmesini bekleyerek, kurdukları kamp çadırında kağıt oynayarak geçirmek zorunda kalmışlar. "Kağıt oyunlarında epeyce ilerlediler ama." derken gülümsüyordu anlatan. Gülümseyişinde çaresizlikten çok, "Karadeniz bu! Y apar yapacağını." diyen bir bağışlama, bir sevecenlik vardı. Trabzon da da dikkatimi çekmişti. Karadenizliler, hırçın yaradılışlı; ama çok sevilen bir ağabey gibi söz ediyorlar Karadeniz den. Denizin hemen kıyısına gösterişli bir ev diken, çiçeklerle donattığı bahçesini denizden koruyacak duvarlar çeken kişiye, Karadeniz in bu kadar yakınına sokulmaması gerektiği hatırlatıldığında söz dinlemediği; ama kışın Yazı: Feyza Hepçilingirler Karadeniz in, duvarlarıyla birlikte bahçenin tamamını alıp götürdüğü anlatılırken, "Karadeniz affetmez kardeşim." deyişleri hala aklımda. Tatil denince niye ille de denize girmeyi anlıyoruz ki! Y aylaları var Karadeniz in. Y azın en bunaltıcı aylarında hırkanızı, şalınızı, ceketinizi yanınızdan eksik edemeyeceğiniz yaylalar... Ordu nun da başı dumanlı dağlara tırmanılarak ulaşabilecek pek çok yaylası varmış. Perşembe Y aylası nın deniz düzeyinden yüksekliği 1.500 metreymiş örneğin. Her yıl temmuz ayında yayla şenlikleri yapılırmış burada. Y arışmalar, halk oyunları, konserler, güreşler, at yarışları... Denizden 1.850 metre yükseklikteki Çarşamba Y aylası nda, motel, lokanta, piknik alanları, hatta çarşı, pazar bile varmış. Kızılağaç, Beyağaç, Kıyıyurt, Çukuralan yaylaları, Y eşilce - Topçam beldelerine bağlı yaylalarmış. Y alnız yaylalar mı? Kaplıcaları da varmış Ordu nun; doğal güzellikleri ve tarihî güzellikleri de... Samsun - Ordu karayolu üzerindeki Y ason Burnu, "görülmeye değer güzellikte" diye anlatılıyor. Burundaki 1869 yılında yapılan kilise onarılmış ve ziyarete açılmış. Ordu nun içindeki, tamamı kesme taştan yapılmış eski kilise, şimdi Taşbaşı Kültür Merkezi olarak ziyaretçi beklemekteymiş. Bolaman Kalesi ve bölgenin sivil mimarlık örneği olarak kabul edilen çift cumbalı ahşap konak da öyle. Ünye Kalesi nin de 2.500 yıllık geçmişi varmış. İçinde tarihî dehliz ve su sarnıcı bulunan Kurul Kaya Y erleşmesi, il merkezine yalnızca 13 km uzaklıkta bulunmaktaymış. 1896 yılında, Paşaoğlu Hüseyin Efendi tarafından yaptırılan Paşaoğlu Konağı, şimdi Etnografya Müzesi olarak hizmet görüyormuş. Hep "mış, miş" diye anlatıyorum; çünkü bir iş gezisi nedeniyle gittim Ordu ya. Keşke zamanım olsaydı da anlattığım bunca yeri görme fırsatı yakalayabilseydim. Ama yalnızca Boztepe ye çıkabildim; oradan Ordu ya baktım ve bol bol fotoğraf çektim. Bir de Ordu nun, ünlü türküde kara yosun bağladığı söylenen derelerini sordum. Anadolu nun birçok yerinde kuruyan dereler, Ordu da şırıl şırıl akıyor gerçekten. Karadeniz in dinmek bilmeyen yağmurları, denize girilmesine izin vermiyor belki; ama her yanı yemyeşil, bu dereleri yaz günü bile akar durumda tutan da o yağmurlar işte. Kızmak yerine şükretmeli değil miyiz o yağmurlara? Tatilden ille de denize girmeyi anlamaktan da vazgeçebiliriz. Y eşilde gözlerimizi dinlendirmek, kaplıcalarda canlanmak, dirilmek, tarihle buluşmak; o yaz yağmurlarında kısa yürüyüşler yapıp enikonu ıslanmak da tatil kapsamına girmez mi? "Oksijen diyarı" diye adlandırılan Ordu da, sanata, tarihe, spora, kültüre yaşam veren oksijen, canına can katacağı konukları bekliyor. 10 Yolculuk