Yolculuk Dergisi 61. Sayı

Bir "Enayi"ye Değer Biçmeme Yardım Eder misiniz?


YAşAMKOÇU Bir "Enayi"ye Değer Biçmeme Yardım Eder misiniz? Yazı: Zeynep Müge Kasaroğlu NLP & Hipnoz Trainer - Hafıza Uzmanı - MCC info@pusulaegit.com G eçen yıl kasım ayının ortalarıydı. Antalya da her geçen gün daha nadir gördüğümüz sağanak yağmurlu günlerden biriydi. Üstü sırılsıklam olmuş bir delikanlı girdi merkezimizin kapısından. Ben de masamda oturmuş, kitabımın son düzenlemeleriyle meşguldüm. Dışarıdaki konuşmalar, hafif aralık kapımdan içeri süzülüyordu. "Randevunuz var mı?" diye sordu halkla ilişkilerden sorumlu arkadaşımız. "Yok." dedi delikanlı. Halkla ilişkiler sorumlumuzun, "O zaman size bir randevu vereyim, randevu ile çalışıyoruz. Hocalarımızın hepsi şu anda meşguller." cevabının ardından gelen kağıt hışırtıları çalındı kulağıma. Belli ki randevu defterini açmaktaydı. "Randevu almayayım, öylesine gelmiştim." dedi delikanlı. Kağıt hışırtıları kesildi. Açılan kapının sesi duyuldu. Gerçekten de çok meşguldüm ve zihnimin içinde yüzlerce kelime uçuşmaktaydı. Ama bir şey beni huzursuz etmişti. Biraz düşününce bunun delikanlının "Randevu almayayım." derken, sesinde beliren burukluk olduğunu fark ettim. Hızla fırladım yerimden. Delikanlıyı merdivenlerin yarısındayken yakaladım. "Gel görüşelim seninle, bir beş dakika molaya ihtiyacım vardı benim de." dedim. Burukluk kaybolmadı yüzünden, sadece hafif bir tebessüm belirdi dudaklarında. Görüşme odasına geçtik. Ne için geldiğini sordum. Broşürlerimiz varsa günde 10 TL ye evlere dağıtabileceğini söyledi. Bunu beklemiyordum. Psikolojik bir sorunu olduğunu, onun için görüşmeye geldiğini sanmıştım. Okula gidip gitmediğini sordum. Lise birinci sınıftan sonra okumadığını söyledi. Ketum bir delikanlıydı. Cümleleri ağzından cımbızla alıyordum. İçindekileri dökmeye hevesli değildi. Bir saatlik bir sohbetin ardından dünyasından bir kapıyı açmaya ikna oldu. Liseye başlayana kadar zenginlik içinde yaşamıştı. Liseye başladığı yıl anne ve babasını kaybetmişti. Amcası tüm mal varlığına el koymuş, onu ve iki kardeşini okumaları için yurt dışına göndermişti. Oraya gittiklerinde, kendilerini bir tarikatın içinde bulmuşlardı. Bu delikanlı kaçmayı ve Türkiye ye dönmeyi başarmıştı. Geldiği günden beri kardeşlerini nasıl getirtebileceğinin çarelerini aramış, amcasına da bir türlü ulaşamamıştı. Aile içinden hiç kimse ona destek olmaya yanaşmamış, amcaya karşı durmaya cesaret edememişlerdi. Film gibiydi anlattıkları. Onu dinlerken; "ne hayatlar yaşanıyor" diye düşünerek, iç çekmekten alıkoyamadım kendimi. En nihayetinde İstanbul dan ayrılmış, Antalya ya gelmişti. Burada bir aile ona sahip çıkmış ve bir oda vermişlerdi. Bu arada liseyi de dışarıdan bitirmeye çalışıyordu. Ama ailenin de durumu çok iyi olmadığından, delikanlı biraz para kazanmak için çare aramış, 17 yaşında ailesinin onayı olmadan kimse iş vermeyince, birilerinden öğrendiği üzere broşür dağıtıp, biraz para kazanmaya karar vermişti. 10 TL nin az olduğunu, bu işi daha fazlasına yapması gerektiğini söyledim ve günlük 25 TL teklif ettim. "Ben size başta bir rakam teklif ettim, şimdi bunları duyunca arttırmanızı kabul edemem." diyerek reddetti beni. Birçokları onun bu davranışını, "enayilik" olarak nitelendirebilirdi. Gerçekten de bir açıdan baktığımızda, toplum olarak geldiğimiz noktada, davranışı tam da bu kavramın standartlarına uygundu. Çünkü "hak ediyor muyum- hak etmiyor muyum" muhasebesini yapmaya hiç gerek görmeden, daha fazlasını almak varken almamak; üç lira edeni otuz liraya satabilecekken, üç lira etiketini vurmak; birileri zarar görecekse bile istediğimiz şeyi yapıyorlarsa, yapmalarına engel olmak, artık "enayilik"ti. Verilecek en güzel tepki ise bu enayiliği yapana kahkahalarla gülmekti. 116 Yolculuk