
Türkiye de Bir Sürgün
SAYFALARDAYOLCULUK Yazı: Fatih Balkış Türkiye de Bir Sürgün İspanyol yazını, topraklarından Don Quijote yi doğurmuş olmanın verdiği güçle, her türlü sıra dışı söyleme, fantazyaya ve düşünce zenginliklerine açılmış bulunuyor. Romanın Cervantes tarafından icat edilişinden bu yana, Lope de Vega, Molina, Unamuno, Lorca, Martin Santos gibi pek çok yazar, bu yolculuğa katıldı ve düşünce üretti. Özellikle Ortega y Gasset ile başlayan modern felsefenin ulaştığı nokta, tam da ihtiyacımız olan, yaşam ve felsefe ilişkisinin tam bir çözümlemesini veriyordu bize. Schopenhauer den bu yana yaşam bilgeliği üzerine kafa yoran ender filozoflardan biriydi Gasset ve düşünceleri o kadar berraktı ki, sıradan insanın kuşatılmış olduğu bütün karmaşık kavramları bir bir açımlıyordu. Kuşkusuz her durumda, her savaşta, ülkelerinin başına gelen felaketlere aldırmadan yazmaya ve düşünmeye devam etti. İspanyol aydınları ve tıpkı Don Quijote gibi, onlar da yolculuklara çıkmaktan, kendi dünyalarına yeni dünyalar katmaktan asla vazgeçmediler. İşte bu düşünür-yazarlardan en önemlilerinden biri olan ve kendini "yeryüzünde bir sürgün" olarak tanımlayan Juan Goytisolo nun dilimize kazandırılmış iki önemli yapıtına, kısa novellası "Ara Perde" ve denemelerinin toplandığı "Yeryüzünde Bir Sürgün"e değinmek istiyorum bu ay. Çünkü Goytisolo nun roman anlayışı, kurmacanın değil de tam olarak yazarın hesapsız yola çıkışlarından doğuyor. Bu da Goytisolo nun dünyasını anlamanın en dolaysız yolu. Denemelerinde ise cesur, öfkeli ve yergi dolu bir biçemle karşılaşıyoruz ki bu da, bir aydından beklenen yıkıcılığın doğasına denk düşüyor. Denemelerindeki İstanbul ve Kapadokya yazıları ise bize gerçek okuma hazzını veriyor. Çünkü dolaştığımız caddelerden, kokladığımız topraklardan, izlediğimiz martılardan esinlenen bir yazarla karşılaşıyoruz. Ara Perde Carlos Fuantes ve Infante nin, yaşayan en büyük İspanyol yazarı olarak tanımladıkları Juan Goytisolo un "Ara Perde"si, bizi İspanya nın çalkantılı dönemlerinden alıp, Çeçenistan a Saraybosna ya, Kafkaslar a ve oradan Silikon Vadisi ne doğru gelişen bir anlamlar bütününe sürüklüyor. Sürgündeki roman kahramanının, Goytisolo nun yaşamıyla kurulan koşut ilişkisi üzerinden, yerginin esirgenmediği, sözün sakınılmadığı bir düşsel dünya yaratılıyor. Ülkesinden uzak bir entelektüelin tüm yaşama çevrilmiş alımlama biçimi de bu estetik ve politik ezginin eşlikçisi oluyor. Bir çeşit sürgünde olma durumu bu. Bu sürgün, yaşamı zaman zaman kesintiye uğratsa da anıların gücü, daha doğrusu hakikatin gücü, Goytisolo nun zihninde güneşler doğurmaya devam ediyor. Yaşamın tökezlediği bir anda açılıyor roman ve aralanıyor geçmişin kapıları. Duyguların içe çekildiği bir zamanda duyular dışa dönüyor ve anılar treni hareket ediyor. Çocukluktan başlayan bir yalnızlığın, sonunda kendini duyurduğu andır bu. Usulca her şey geri çekilmiş, renkler, sesler, biçimler birbirine karışmaya başlamıştır. Pazarların kurulduğu, çevresini çocuk seslerinin buladığı ve tam karşıda eşsiz güzellikteki dağların sıralandığı bir pencereye sahiptir bu yaşam. Yeniden kurulmuştur. "Güzel olan yaşam, bildiğimiz yaşam değil, bilmediğimiz yaşamdır; geçmiş yaşam değil gelecek yaşam." "Ara Perde", "mağara devrinden bilgisayar çağının ilkbaharına değin, yarın kenarına doğru muazzam 110 Yolculuk