Yolculuk Dergisi 61. Sayı

Acının Islığı


Ahmet Telli Acının Islığı Arp sanatçısı Fatma Ceren Necipoğlu, Rio de Jenerio - Paris uçuşu sırasında parçalanan Air France uçağındaydı. Okyanus, griden maviye, maviden yeşile dönen ve lacivert kıpırdanışları ile bir büyü gibidir. Ama tam o an, bir sarsıntı gerçekleşiyor ve yerçekiminin gücü bir kez daha egemen oluyor... Hava boşluğundayken, bilinci nasıl seğirdi kim bilir; okyanusun soğuk sularına gömülürken "İşte her şey buraya kadarmış." diye mi düşündü? Y ahut, sulara gömülmeden mi yitirdi bilincini? Saniyeler içindeki zihinsel çırpınışlar sırasında, ne düşündüğünü asla bilemeyeceğiz. Y ok oluşun bu denli acımasızlığını, arpının tellerine dokunurken hiç düşünmüş müdür? Gökyüzü ile okyanus arasında her şey, birdenbire hiç yaşanmamışlığa mı dönüşüyordu? Haberleri izlerken hüzünlendik, konserlerinden görüntüler yayınlanırken hüznümüz ağır bir kedere dönüştü. Sanatçının öğrencileri, konservatuardaki odasına çiçekler götürdüler. Onlar da üzgündü; bütün Türkiye üzgündü. Bir sanatçı böylece kendi ülkesinin yurttaşlarınca saygın bir yer ediniyordu. O güne kadar adını bile duymayanlar, onun için üzülüyorlardı. "Ölüm asude bir bahar ülkesi" değil; soğuk, ürperten bir yok oluş ülkesiydi olsa olsa. Üniversitede belki bir salona adını verirler yahut daha önemli bir andaçla geleceğe taşınır Ceren Necipoğlu nun adı. Ceren Necipoğlu nun gazetedeki fotoğrafına bakarken ve onunla ilgili kimi sanat etkinlikleriyle ilgili bilgileri okurken, Bergama Belediyesi nden bir telefon aldım. Metin Altıok adına bir park düzenlenmekteymiş ve ben de bu parkın açılışına davet ediliyordum. Bir an durdum, sesime sinen kekre tonu düzeltmeye çalışarak "gelirim" dedim. Sesimdeki kılçıklanmanın nedeni, Metin Altıok un arkadaşı olmam kadar, onun tragedyasıydı. "Küçük Tragedyalar"dı kitaplarından birinin adı. Kendi tragedyasını sezen bir kahin edasıyla yazdı bu kitabı. Kitabın girişinde, Ernest Hemingway den yaptığı bir alıntı bana hep ilginç gelmiştir; bunun için kendi tragedyasını sezmiştir, diyorum. Hemingway in "Klimanjaro nun Karları" adlı kitabından aldığı satırlar şöyle: "Klimanjaro, 6.500 metre yükseklikte karlı bir dağdır... Tepeye yakın bir yerde kurumuş ve donmuş bir pars iskeleti vardır. Bu kadar yüksek yerde pars ne arıyormuş, kimse akıl erdiremiyor." Onun da Sivas a gidişi biraz öyledir... Bergama doğumluydu Metin; Türkçenin özgün bir şairiydi. 2 Temmuz 1993'te Sivas ta yitirdik. Y angında kavrulan zayıf, çelimsiz bedenini ölümün kucağına bırakırken, neler geçti zihninden, bunları da bilemeyeceğiz artık. Sevdiklerine veda bile edememiş olmayı mı düşündü, en güzel şiirlerini daha yazamamış olmayı mı? Kim bilir? Ölüm kaçınılmaz. Ölümü güzelleştiren hiçbir şey yok. Cemal Süreya yazmıştı: Yazı: Ahmet Telli A "Her ölüm erken ölümdür"; ama Metin in (ve diğer otuz üç aydının) ölümü, yalnızca onu tanıyanları üzmekle kalmamış, bir ülkenin tarihinde önemli bir ayrışmayı, bir kırılma noktasını da belirlemiştir. Artık hiçbir şey, bu acıyı bireysel diye düşündüremez. Sezen Aksu, onun şiirlerinden birini bestelemişti; oldukça etkili bir söz-müzik uyumuyla: "Bedenim üşür, yüreğim sızlar, Ah kavaklar, kavaklar! Beni hoyrat bir makasla Eski bir fotoğraftan oydular. Orda kaldı yanağımın yarısı, Kendini boşlukla tamamlar. Omzumda bir kesik el, Ki hala durmadan kanar. Ah kavaklar, kavaklar! Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar." Acının ıslığını duya duya gitti Metin, ölümün yangınına bıraktı bedenini. "Bir Acıya Kiracı" olduğunu biliyordu; toplu şiirlerine de bu ad verilmişti zaten. Alkolün ellerinde bıraktığı titremelere karşın küçücük taşlardan minik heykeller yonttu, ilginç resimler de yaptı ama o, şiirlerin imgelerine daldı, şair olarak bilindi ve öyle yaşadı. Hatta Nusret Hızır ın öğrencisi olmanın onurunu sevgiyle dillendirirken bile, felsefeciliğini arka planda bıraktı yaşadığı sürece. "Hey yolcu; boşyere bakma ardına, Anılarla avunma. Acıyım ben, unutma sakın, Borcun bitmedi bana" Bitiremediği borcunu bizlere bıraktı Metin Altıok; bu yüzden 93 Temmuz undan bu yana acımız azalmadı. Onun anısına açılan Bergama daki parkta kavak ağaçları büyür mü, bilmiyorum. Büyürse eğer, acının ıslığını çalacak o kavaklar. Bir gün yolunuz düşerse Metin Altıok Parkı na, kavakların hışırtısını dinleyin; belki Metin dir orada size bir şeyler fısıldayan... İlkçağ bilgeleri, yaşam için dört öğeden söz ederler: su, hava, ateş ve toprak (anasır-ı erbaa). Y aşam için gerekli ama, ölümü de onlar oluşturuyor. Metin ateşe, Ceren sulara verdi bedenini; su ateşi söndürür belki. Öyle de olsa ölüm her yerde: havada, karada ve suda... Ne diyordu Metin: "Sen ey kendiyle yetinen; Artık suyumuz bulanık, Bir güneş bile olsa sonunda Yolumuz kırık, ömrümüz karanlık Ve ağır tuğrası alnımızda Padişah yalnızlığın Ama yine de umudumuz kalabalık." 8 Yolculuk