Yolculuk Dergisi 60. Sayı

Gözlem Evi: Aşka Sürgün Barselona Günleri


GÖZLEMEVİ Yazı: Üstün Akmen Aşka Sürgün Barselona Günleri İlk gelişim değildi kente. Galiba dördüncü kez Barselona daydım. Faşist diktatör Franco döneminde konuşulması yasaklanan Katalan dili, bugün artık Barselona nın resmî diliydi. Y ol tabelaları ve resmî dokümanlarda, Katalanca ve İspanyolca olmak üzere her iki dile rastlanıyorsa da, İspanya sınırları içinde olsa da; Katalan ın, devlet işlerinde bağımsız, kendi parlamentosu ve kendi polis gücü olan bir yerleşim birimi olarak kabullenildiğini biliyordum. Kentte ve kent civarında İspanyolca değil, ısrarla Katalanca konuşulmasına; dillerini ve çiçeklerden gülü böylesine sevmelerine, bu kez hiç mi hiç şaşırmadım. Sevgiydi bu! Kendisine sahip çıkılmasını ister sevgi. Katalanların sevgilerine, yani dillerine sahip çıkmak için, her yıl Katalan Şiir Y arışması düzenlediklerini ve ödül olarak, üçüncüye gümüş bir gül, ikinciye altın bir gül ve birinciye gerçek bir gül verdiklerini bu gelişimde öğrendim. Bu kere, Barselona da deniz kenarı yürüyüşleri yapmadım, alışveriş merkezlerini de dolaşmadım. Ünlü Las Ramblas Caddesi ni, her gün en az iki kez turlamadım. Dayanamayıp sokak ressamlarından resim satın almayı düşünmedim bile. Gemi yolculuğuyla kenti denizden seyretmedim ki kentin siluetine hayran kalayım. Montjuic Dağı nın eteklerine kurulmuş, tüm İspanya daki mimari örneklerin ve yaşam şekillerinin sergilendiği minyatür kent Pueblo Espanol a da gitmedim. Joan Miro nun eserlerinin sergilendiği Fundacio Miro yu gezmek de içimden gelmedi. Katalan Sanatı Müzesi nde, 12'nci yüzyıldan kalma freskleri de görmek istemedim. Barselona nın simgesi La Sagrada Familia nın sadece önünden geçtim de, içine girmedim. İçine girmek ve üst katlardan kenti seyretmek, olağanüstü bir keyif olacaktı ama boş verdim. Bu yapı, hangi yapı biçemine uyuyor, diye de düşünmedim. Cephelerden birindeki "portal"ın üstünde yükselen oyuk, yarık ve çukurlarla kaplı dört çan kulesi, bana gene peribacalarının doğal görünümünü anımsattı. Anımsar anımsamaz caydım, bütün cephelerdeki abartılı öğelerle, renk renk sırlı tuğla ve seramik parçalarla bezeli "inşaatı" izlemekten. Bir başka Gaudi yapıtı Palau Guell i de umursamadım. Picasso Müzesi Carrer de Montcada da burada ya... Tiyatro Eleştirmeni-Yazar Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (IATC) Türkiye Merkezi Genel Başkanı uakmen@superonline.com Oraya da gitmedim. Santa Eulalia Katedrali nin muhteşemliği aklımdaydı, Katalan-Gotik tarzı gözümün önünde duruyordu ama aldırmadım. Las Ramblas Caddesi ne, sadece bir iki kez şöyle bir çıkıp döndüm. Evet, çok renkli ve keyifliydi; ama işte o kadar. Sokak gösterilerini izle, satıcıları izle, bir de "café"lerde otur, yarım günün geçiversin... Zamanın geçivermesini istemedim. Deniz kıyısındaki harika alışveriş merkezi "Mare Magnum"u da gezmedim. Lokantaları falan pek güzelmiş. Bana ne! 80 metrelik sualtı tüneliyle, harika bir denizaltı seyir olanağı sağlayan, içinde 11 binden fazla deniz hayvanını barındırdığı "rivayet olunan" "L aquarium Barcelona" da ilgimi çekmedi. Kumarhaneler ve çok renkli gece hayatını da kenara ittim. Ne, içine bolca balık ve deniz ürünü konmuş safranla renklendirilmiş zeytinyağlı paella dan tatmak içimden geldi, ne de "tapas bar" denilen küçük lokantalarda meze yemek... İnanmayacaksınız ama sangria bile içmedim. Akşamlardan bir akşam, Las Ramblas ın arka sokaklarından birinde, "Petit Safrá" adlı bir lokantadaydık. Narin vücutlu sarışın kız, tam da şarabı masaya getirirken, bu içkinin bütün duyuları uyardığını adım gibi biliyordum. Bardağımı masadakilere "şerefe" der gibi yapıp, ışığa doğru kaldırırken, içimden, şu renge bak, diye geçirdim. Kadehi burnuma yaklaştırdım ve o nefis üzüm kokusunu içime çektim. Sonra dilimi, ama dilimin tam ucunu şaraba değdirdim. Dilime, ağzımın içinde bir tur atması komutunu verdiğimde her şey yolundaydı. Sonrasında şişeler geldi gitti. Daha sonra? Daha da sonrasında, öyle bir an geldi ki, benliklerimizi masanın üstüne bıraktık. Hepimiz kimliklerimizin dışına çıktık. Kasetçalardan Marisma nın "Recuerdo"su taşmaktaydı. Kimlik, "kimliğini" korumak için olsa gerek, çevresinde kocaman duvarlar ördü. Bu duvarlar, kafes içindeki kimliğin kimliğine uymayanı içeriye almayacaktı. Barselona da o akşam yaşamımı; görmek istediklerimi böylece görerek, duymak istediklerimi böylesine duyarak, koklamak istediklerimi dilediğimce koklayarak sürdürdüm. O akşam ben, bir kez daha onun aşkına sürüldüm. 16 Yolculuk