Yolculuk Dergisi 60. Sayı

Yerebatan Sarayı


KENTTARİHİ Yazı: Mehmet Ali Kılıçbay Yerebatan Sarayı İstanbul, Roma döneminde de imparatorluğun büyük kentlerinden biriydi; ama ona "eski ve orta çağın en büyük ve en görkemli şehri" olma onurunu kazandıran imparator, Büyük Konstantinus olacaktır. Roma İmparatorluğu nun ikiye ayrılmasından (395) kısa bir süre önce, 11 Mayıs 330'da kent, bu imparator tarafından Doğu Roma nın başkenti ilan edilmiş ve bu olay, büyük bir resmî törenle kutlanmıştır. İstanbul, bu yeniden kuruluşunun ardından kısa bir süre içinde büyük kamusal binalar ve meydanlarla donanacaktır. Bugün şehirde ayakta kalan az sayıdaki Bizans mimari eserinden bile açıkça anlaşılacağı üzere, Doğu Roma nın (Bizans) başkenti, müthiş görkemli bir şehirdi. Nitekim, 1204-1205 yılları arasındaki IV. Haçlı Seferi nde kenti ele geçiren Batı Avrupalı Haçlılar, şehrin azameti ve zenginliği karşısında neredeyse küçük dillerini yutmuşlar ama bu müthiş şehri, gene de taş üstünde taş bırakmayacak bir şekilde yağmalamaktan geri durmamışlardır. Ancak bu muazzam kentin, sayısız sorunlarla boğuştuğunu da göz ardı etmemek gerekir. Bu sorunların en başında da kentin kalabalık nüfusunun (İstanbul un Bizans dönemindeki nüfusuna ilişkin tahminler, araştırmacasına ve dönemine göre 50 bin ile 1 milyon arasında değişmektedir. Y erebatan Sarnıcı nın yapıldığı dönemde, İstanbul un nüfusunun 200 bin civarında olduğu, akla en yakın tahmindir.) doyurulması (iaşe) ve kente sürekli su sağlanması gelmektedir. O çağ için inanılmaz bir nüfusa sahip olan İstanbul un gıda arzının sürekliliğini sağlamak, devletin en başta gelen işlerinden biri olmuş ve bazen büyük boyutlara ulaşan aksaklıklar, çok kanlı ve tahripkar isyanlara yol açmıştır. Örneğin 532 yılında patlayan Nika İsyanı nda, yaklaşık 60 bin kişi ölmüş ve kentin neredeyse tamamı, yangın ve yağmalarla tahrip olmuştur. Bu büyük kente su sağlanması da devasa sorunlar çıkartmıştır. Şehirde akar su sağlanması elbette söz konusu değildir. Bu, o çağın teknik koşulları içinde olanaksızdır. Saray ve ekabir konakları da dahil bütün binalarda su ihtiyacı, kuyulardan ve depolardan, yani biriktirilen sudan sağlanmaktadır. Ancak İstanbul un derelerinden mahallelere su verme olanağı olmadığından ve yağmurlar da mevsimlere göre düzensiz olduğundan, kentte devasa kamusal su depolarına büyük ihtiyaç vardır. Aslında hemen hemen her mahallede, yağmur sularını biriktiren birer sarnıç ve buna bağlı bir çeşme olmasına rağmen, gökyüzünün su verme dönemlerinin belirsizliği, ta Roma döneminden itibaren kentte devlet tarafından büyük sarnıçlar yapılmasına yol açmıştır. Tarihçiler, bunların sayısının yüzün üzerinde olduğunu tahmin etmektedirler. Bizans başkentinin susuz kalmasını önleyen bu sarnıçların en büyüğü ve en ünlüsü, günümüze 14 Yolculuk