Yolculuk Dergisi 60. Sayı

O Zaten Biliyordur


GEÇENGÜNÖMÜRDENDİR O Zaten Biliyordur Yazı: Feyza Hepçilingirler Dışarı bakmıyordum; masamın başında, bilgisayarımın karşısındaydım. Birden pencereden irice bir gölgenin geçtiğini fark ettim. Sanki büyük bir kuş karaltısıyla bir an pencerenin önünde kanatlarını germiş, sonra da uçmuş gitmişti. Zaten zor yazan bir yazarım, bunu fırsat bilip hemen kalktım yazının başından. Büyük olasılıkla bir şey olmamıştı; ama dedim ya, yazmaya kısa bir ara vermek için bulunmaz bahaneydi. Bir şey olmadığını sanmakla yanılmışım. Aşağıda, bahçede bir şeyler oluyor. Apartmanın duvarına dallarını yaslamış kocaman ağaca bir merdiven dayanmış; bizim kapıcı merdivenin tepesinde, ağacın alt dallarını kanırta kanırta kesiyor. Aşağıda, sonradan bahçıvan olduğunu öğrendiğim işlik gömleği giymiş bir adam merdiveni tutmakta. Sitenin görevlilerinden birkaç kişilik bir seyirci kadrosu bile oluşmuş. Onlar da görevlerini yapıyorlar: seyrediyorlar. Ağacın altı, kesilmiş dallarla kaplanmış, toprağın rengi görünmüyor. Üst üste yığılmış kocaman dallar, koyu yeşil bir tepe oluşturmuş. "Ne yapıyorsunuz siz?" diye bağırmışım birden. Sitede, apartmanda ne olup bittiğiyle hiç ilgilenmeyen benim böyle telaş içinde pencereden bağırmama pek şaşan kapıcı ne diyeceğini bilemedi önce. Testereyi öbür eline aldı. Y orulan kolunu silkeleyip dinlendirmeye çalıştı. Sonra her gün yaptığı işmiş gibi doğallıkla açıkladı. "Ağacı kesiyoruz." "Delirdiniz mi siz?" dedim. "Kocaman ağaç kesilir mi?" "Hocam emir böyle. Biz emir kuluyuz. Y önetim emretti, biz de keseceğiz." "Peki, burada oturanlara sorulmaz mı hiç? Bu ağacı keseceğiz, razı mısınız, siz ne dersiniz denmez mi?" dedim. "Zaten alt kattakiler şikayetçi olmuşlar." diye bahçıvan söze girdi. "Ağaçtan mı şikayetçi olmuşlar? Ne yapmış onlara bu ağaç?" derken, iyiden iyiye kızmaya başlamıştım. Benzer bir olayı iki yıl önce yaşamıştım çünkü. Çalışma odamın penceresine kocaman dalını dayamış bir ağaç vardı. Pencereyi açtığımda o koca dal odanın içine dalardı. "Gel bakalım davetsiz misafir." diye basbayağı söyleşirdim onunla. Pencereden başını uzatmış, içeriyi gözleyen meraklı ve capcanlı bir komşuydu. Rüzgar varsa ağacın öteki dalları gibi o da nazlı nazlı sallanır, baharı, yeşili, rüzgarı içeri taşırdı. Y az dönüşü yerinde bulamadım. Birilerine hesap sormaya kalkmak da işe yaramazdı. Y oktu işte, kesilmişti. O ağacın olduğu köşeyi gösterdim. "Orada da bir ağaç vardı. Onu da kesmiştiniz." dedim. "Ne istiyorsunuz bu ağaçlardan siz?" Kesilen ağacı hatırlayan çıkmadı ya da hatırlamak işlerine gelmedi. "Bu ağacı kesmenin adam öldürmekten farkı yok." diye atağı sürdürdüm. "Kaç yılda bu boya geldi bu ağaç farkında mısınız? Herkes ağaç dikmeye çalışır, siz koca ağacı acımadan kesiyorsunuz." "Köyde olsa ceza yazarlar." dedi bahçıvan. Bahçıvan olduğunu da o ara öğrendim zaten. "Sen ne biçim bahçıvansın. Engel olacağına yardım ediyorsun." diye azardan onun da payını verdim, sonra adamın söylediği şimşek çaktırdı kafamda. "Burada ceza yazmazlar mı sanıyorsunuz? Ben de sizi şikayet etmezsem..." diye bir gözdağı verdim. Hatta abarttım da biraz. "Gelip kendimi o ağaca zincirleyeceğim. Bakalım kesebiliyor musunuz?" deyince duraksadılar. Y eniden "emir kuluyuz" lafları edilmeye başlandı. Emri verenin telefonunu öğrendim. Derhal telefon... Adama da en dokunaklı sözler, tehditler... "Biz de çevreciyiz hanımefendi." gibi laflar etti yönetici. Y ok efendim, kökleri bahçe katının fayanslarını kaldırmışmış, dalları birinci katı karartıyormuş. Zaten çam da değilmiş ağaç. Ağacın türü umurumda bile değildi. Ağaçtı işte. Büyümesini an an gözlediğim kocaman bir canlıydı. Ben işe karışıncaya kadar alt dallar zaten gitmişti. Karartacaksa benim evimi karartacaktı, benim de bundan hiçbir şikayetim yoktu. Ayrıca sitede apartman duvarlarına çok daha yakın dikilmiş ağaçlar vardı, onlar kaldırmıyordu da fayansları, bizim gariban ağaç mı kaldırıyordu? Hem bahçedeki fayansların tümü yerli yerindeydi, bakınca görünüyordu işte. Hiçbirinde ne kalkma vardı ne inme. Daha sonra anlattı kapıcı. "O hanım var ya," demiş benim için. "Gazetede yazıyor. Y a ben ağacı keserken resmimi çekip gazetelere verirse ne olacak? Ben de sizin kestirdiğinizi söylerim mecburen." Y öneticinin benim telefonumla mı ikna olduğunu, kapıcının usul usul verdiği gözdağıyla mı yola geldiğini öğrenemedim. Ama ağaç kurtuldu. Şimdi ne zaman göz göze gelsek selamlaşıyoruz. Başına kakmak gibi olur diye, hayatını kurtardığımı söylemiyorum. Gerek de yok. O zaten biliyordur. 12 Yolculuk