Yeniden Merhaba

Yeniden Merhaba


Başyazı Yeniden Merhaba, Sema Gülez "Tüm amaçları çalışmak, üretmek ve aldıkları verim için şükretmek olan Frigler, boz topraklardan koskoca bir krallık, yokluktan varlık, dağlardan tarih yaratıyor." diyor Ceyda Taşdelen. Gerçekten de ilgiyle okuyacağınız bir yazı. Ceyda, bu yolculuğa başka kanallarda devam edecek. Ona başarılar dileyerek, uğurluyoruz. Çok güzel anılar biriktirdik. Birlikte çok şey ürettik. Evet, Frigler çalışkanlar; ama ürettiklerine, Ana Tanrıça Kibele nin ödülü olarak şükrediyorlar. Frigler, müzikle de çok haşır neşir olmuşlar. Bugüne kalan nağmeler var mıdır, sorusu geliyor aklımıza, henüz tam aydınlatılamamış tarihin sayfalarına göz gezdirirken... "Bahar gelmiş neyleyim?" deyip, gamlı baykuş gibi evimize kapanacağımıza, "Bahar oldu beyim, evde durulmaz." diyerek, yollara çıkmalıyız. Yeter ki, kriz kendi içimizde yaşanmasın. Tatil programınıza "her şeyi" değil, "kendimizi" dahil etmeye bakalım. Tekrar eden yaşamlarımızın bizi sürüklediği "tükenmişlik sendromu"na teslim olmadan, mutluluk hormonumuzu harekete geçirelim. Hayat bizi çağırırken; güneşe, toprağa, çiçeğe, böceğe küsecek değiliz. Yalnızca çirkinliklere, yanlışlıklara odaklanamayacağımıza göre, her kötülüğün, çirkinliğin, sıkıntının, üzüntünün, acının içinden, arkasından bile güzelliklerin fışkırabildiğini görebilmeliyiz. Yaşamın bitimli olduğunu hatırlatan son durağımız mezarlıklar bile, bakımsız da olsalar, orkidelerin çıktığı alanlar olarak gözümüze çarpıyor. Yaşamı ve kendini çirkinleştirenlerin yaşama bağlılıklarına inat, bizler de güzelliklere odaklanmalıyız. Güzelliklerde rastlaşmak üzere... B ir süre soluklandıktan sonra "bir bahar günü" karşılaşması yaşıyoruz. Okurlarla buluşmak, güzel bir duygu... Sizleri dünyanın güzellikleriyle buluşturmak da... Öylesine güzellikleri ve çeşitliliği içeren bir coğrafyada yaşıyoruz ki anlatmakla bitiremeyiz. Çölde hasedin sebebi olan su, aynı zamanda yaşam kaynağımız. "Yok olma" tehlikesinin, tehdidinin, en çok da korkusunun dünyayı sardığı şu günlerde, kıyameti biz koparmalıyız ki kıyımlar yaşanmasın. Aklın, "yok etmek" için değil, "var etmek" için harekete geçirilmesi gerekir. İnsanların, ilişkiler, doğa, çevre, siyaset ve bütün kurumları; kirletmek, bozmak, yakmak, yıkmak yerine onarması, koruması gerek, deme cesaretini gösteriyoruz. Çocukların okuması, bilinçlenmesi, sevilmesi, korunması da son derece duyarlı olduğumuz bir konu. Keşke daha fazla sayıda çocuğun elini tutabilsek... İnsanları birbirinden ayırmadan, kamplaştırmadan, kutuplaştırmaya meydan vermeden; kimsenin varlığını kimseye bağımlı kılmadan insanın kurtuluşuna hizmet etmek ne güzel olurdu. Güç çekişmelerinin aracı haline getirilmemiş "insan", özlediğimiz. Bennu Yıldırımlar, önemli projelere başarıyla imza atmış bir oyuncu olarak, Türkiye de sağlık, eğitim vb. alanlarda olduğu gibi bir kültür politikasızlığından söz ediyor; her duyduğuna inanan, "çocuksu bir toplum" olduğumuzdan; aklen, manen değişiminden... Kendimizi başkalarının yerine koyabilmeyi ne kadar başarabiliriz, demeden geçemeyeceğiz.