Yolculuk Dergisi 59. Sayı

Gözlem Evi: İletişimsizlik Düşmanının Bilinmez ve Görünmez Rengi "Bayrak"


GÖZLEMEVİ İletişimsizlik Düşmanının Bilinmez ve Görünmez Rengi Yazı: Üstün Akmen Tiyatro Eleştirmeni-Yazar Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (IATC) Türkiye Merkezi Genel Başkanı uakmen@superonline.com "Bayrak" T iyatro Krek, beş yıllık bir aradan sonra "Bayrak" adlı oyunla, izleyicisiyle yeniden buluştu. "Bayrak", alışıldığı gibi yine Berkun Oya nın yazıp yönettiği bir oyun. Berkun Oya, bu kez anne-baba, karı-koca ve kardeşler üzerinden bir ilişkiler yumağı sunarak; iletişimsizlik, affetmek, affedilmek, özür dilemek gibi kavramları irdelemiş. "Bayrak"ta, işlenen bir cinayetin nasıl bir aile dramına dönüştüğü konu edinilmiş. Oyun metninde, "onlarca metre aşağıda karışan oltalar"la kafaları karıştırıp, çözümsüzlük üreten iletişimsizliğe bolca gönderme var. Berkun Oya, umutsuzluklar, anlaşmazlıklar, şiddet ve oyun boyunca düşmeyen gerilimle, bir aile trajedisi üzerinden, gerçekten şaşırtıcı insan öyküleri çıkarmayı başarmış. Örneğin Anne nin, "Yardım edelim; çocuğun o senin." sözlerini Baba, "Herkes birinin çocuğu." şeklinde yanıtlayınca, anne ve baba olmanın gereği ve "Suçlu dahi olsalar, çocukları korumak görev midir?" sorusu ortaya saçılmış. Oyunun birinci perdesindeki ilk tabloda, Anne ve Baba nın konuşmaları, seyirciyi, ister istemez suç ve aile kavramı üzerine düşünmeye sevk ediyor. Adam bir cinayet işlemiştir ve Ağabey, cesetle birlikte yoldadır. Oğul, babasına kendini haklı çıkartacak gerekçeler sunmak istese de ortada, bilerek ve "taammüden" işlenen bir cinayet ve ömrüyle bedel ödeyen bir ceset vardır. Tam ne yapacaklarını düşünürlerken, çok daha yürek burkucu bir haber gelir... Seyirci, birinci tabloyu izleyen dört tabloda, geri dönüşlerle olayların perde arkasını öğrenecektir. Kadın, eşiyle olan ilişkisinde, gerçekle korkmadan yüzleşmenin, özürlere sığınmamanın dolaylı anlatıcısıdır. Sahneye koyuş kavramına hizmet eden bir de dekor tasarlamış Berkun Oya. Tabloların tamamını taşıyabilecek, geniş çaplı bir turnet üzerinde sahneyi döndürmemiş olmasını yadırgadım doğrusu. Çiftlik evi, döndürülerek kentteki apartman dairesi oluyor tamam da malzemelerin taşınması, yerleştirilmesi çok zaman alıyor; dolayısıyla "black-out" süresi, seyirciyi oyundan kopma noktasına getiriyor. 1. Perde, 1. Tablo daki kirazların konulduğu tabak ile 1. Perde, 2. Tablo daki tabağın aynı olmaması gerekiyor. Çiftlik evinin arkasındaki toprak arazideki limon ağacı saksısı, iskemle, bank ve tabureden oluşan malzemelerin ve kentteki apartman dairesindeki kanepenin, kullanılmadıkları tablolarda, "ev"in sağına-soluna konulması, dekor konseptini ciddi anlamda bozuyor. Gene Berkun Oya imzalı kostümler, asla zevksiz değil ama çiftlik evinde annenin sırtındaki şalı, kadının apartman dairesinde de kullanmasının nedeni, doğrusu anlaşılamıyor. Işık konusunda Cem Yılmazer e, 1. Perde 2. Tablo da, ışığın seviyesini yeniden saptamasını önereceğim; başka da bir şey demeyeceğim. Oyunculardan Uluç Özkök, Haber de görevini kusursuz yaparken; Aşık ta, gözbebeklerimden Bartu Küçükçağlayan, ne istediğini bilmiyor, bilse bile isteği uğruna ne yapması gerektiğini dikkate almıyor. Heyecansızlığı nereden kaynaklanıyor anlayamadım ama "Kumarbazın Seçimi" ve "Şeylerin Şekli"ndeki oyun biçeminden uzak bir oyun tarzı tutturması alkışlanmalı. Oysa Aşık, tam Küçükçağlayan a göre bir karakter. Ağabey rolündeki Okan Yalabık için "Pasif bir halin, teatral terimlerle yansıtılması bile, aktif bir biçimde yapılmalıdır." demek isterim. "Ben karıma parmağımın ucuyla bile vurmadım." tümcesiyle başlayan uzun repliğinde, o ne durağanlık öyle Sevgili Okan! Gene de Yalabık ın her oyunda mesafe kat ettiğini söylemeden geçmemeliyim. Köksal Engür ü Baba rolünde izlerken, her heyecanın, bireysel bir isteğin tatmininden ya da tatminsizlikten doğup geliştiğini görmek mümkün. Ben çok alkışladım Engür ü. Canan Ergüder, abartısız bir kadın çıkartmıştı ortaya ama kendini heyecanlanmaya değil, birtakım özel eylemler yapmaya mı zorlamıştı, yoksa bana mı öyle geldi, bilemem. Daha doğrusu, sanki nasıl heyecanlanması gerektiği yerine, ne yapması gerektiğine şartlanmıştı. Ali Atay, Adam rolünü ete, cana, kemiğe büründürürken, coşkusal durumunu iyi denetliyor ve iletişim halinde bulunduğu diğerlerine göndermeyi başarıyor. Ayten Uncuoğlu ise, gövdesini tamamen duygularının hizmetinde tutma yeteneğini cömertçe ortaya sererken, Anne yi canlandırmaya yönelik dışsal tekniğinin temelini de ortaya koyuyor. Özetlemem gerekirse, oyunun ilk repliği olan "Oltalar suyun altında karıştı." tümcesinin derinliğini, finale kadar başarıyla taşıyan bir oyun "Bayrak". Birbirimizi dinlemeyi öğrenemediğimiz sürece, oltaların suyun altında nasıl karıştığına tanık olmak istiyorsanız, "Bayrak"ı mutlaka izleyin. İzleyin ve karşınızdakini dinlemeyi öğrenin. Öğrenin ki ileride ağır bedel ödemeyin. 14 Yolculuk