Yolculuk Dergisi 59. Sayı

Affedemediklerimiz...


YAşAMKOÇU Yazı: Zeynep Müge Kasaroğlu NLP & Hipnoz Trainer - MCC - Yazar info@pusulaegit.com Affedemediklerimiz... nsanlar bizi kırar. İncitir, kazık atar, sırtımızdan vurur, duygularımızla oynar, aşağılar ve terk eder. İşte o an, içimizde kinin kabardığı andır. Kin ise yaşadığımız acı ve öfkeyle beslenen bir canavardır. Korku filmlerinde ya da kabuslarınızda gördüğünüz o korkunç yaratıklardan biridir. Benliğinizi sarar ve sizi içten içe tüketir. Sonra birileri çıkar ve "Kendi içinde affet onu ve rahatla artık." der. İsyan ederiz bu akla: "Neden affedeceğim ki? O bunu hak etmiyor!", "Bana yaptıkları için onu affetmem imkansız." Affetmek, kimi zaman bizler için kabullenilmesi ne kadar da zor bir kavram. Affedemediklerimiz... Hayatımız boyunca yanımızda taşıdıklarımız... İzleri kara bir leke gibi zihnimizdedir. Ama biz, ısrarla onları affetmemeye ve yanımızda taşımaya devam ederiz. Hem de kendimize ne kadar zarar verdiğimizin bilinçsizliği içinde yaparız bunu. Affedemediğimiz, zarar gördüğümüz insanlar için olay, yaşandığı anda bitmiştir ama bizim için daha yeni başlamıştır. Olayı zihnimizde defalarca oynatıp, kendimizi yiyip bitiririz. Aradan yıllar bile geçse, zihnimizdeki en taze anılardan biridir o. Düşündükçe sıkıntılarımız, acılarımız depreşir, tazelenir. Bir yük gibi taşırız onları; yıllar geçtikçe, ağırlıkları altında nasıl da ezildiğimizi umursamadan. O, bizim içimizdeki güzellikleri, umutları, hayalleri, mutlulukları eritirken, biz ona sımsıkı sarılırız. Affetmek öyle zor gelir ki, tüm bunları yaşamayı göze alırız, sırf affetmemiş olmak için... Peki, neden böyle yapıyoruz? Neden bize bir kez verilen zararın zihnimizde katlanarak artmasına ve hayatımız boyunca bizi gölge gibi takip etmesine izin veriyoruz? Kendimize ne garezimiz var? Karmaşık gibi görünse de, aslında bu sorunun cevabı çok basit: Çünkü "affetmek" kavramını, çok hem de çok yanlış anlıyoruz! Affetmek, o kişiyi ya da yaptıklarını kabullenmek kesinlikle değildir. Onu hoş görmek ve yaptıklarına rağmen ona yaklaşmak asla değildir. Ama affetmek kavramını, sanki onunla olmak, onun yaptıklarını kabullenmek olarak algıladığımız için affedemiyoruz. Gerçekte ise "affetmek" kendimizi özgürleştirmektir. Affedemediklerimizin içimizde ördüğü duvarları yıkmaktır. Şöyle düşünün; size zarar veren kişi zaten yapacağını yapmıştır. Ama siz, onu içinizde taşıyarak, verdiği zararın katlarca fazlasını yapmasına izin veriyorsunuz. Halbuki olay, onun için olup bitti. Ama siz defalarca zihninizde yaşatarak, içinizdeki kaynaklarınızı onun ellerine teslim ediyorsunuz. Onu peşinizden sürükleyerek, size yaptıklarının etkisinin daha da büyümesine izin veriyorsunuz. O size bir tokat attıysa, siz bir daha vursun diye öbür yanağınızı çeviriyorsunuz. Farkında olmadan, onun size daha fazla acı vermesine yol gösteriyorsunuz... Ve onu içinizde taşıdığınız sürece, bunu yapmasına izin vermeye de devam edeceksiniz, aradan kaç yıl geçerse geçsin... Danışanlarımda çok sık rastladığım bir tablo var. Problemlerini anlatırken şöyle başlıyorlar: "Ben 116 Yolculuk