Çocuk Olmak

Çocuk Olmak


Editörden Çocuk Olmak Çocuklar, bizlerin belki de üniversite sonrası edindiğimiz stres, yoğunluk ve zamanla yarış kavramlarını daha 10 yaşlarına gelmeden yaşamaya başlıyorlar; çünkü yarışmaları gereken yaşıtları, geçmeleri gereken sınavları, geliştirmeleri gereken vücutları, öğrenmeleri gereken hobileri, diğerlerinden daha iyi kullanmaları gereken bilgisayarları var. Bunların arasında geçip giden çocukluklarını, ileride bir gün nasıl anacaklar acaba? Hangisi daha doğru, hala çözebilmiş değilim; kent çocuklarının Şimdiki hali mi, yoksa geçmişteki hali mi? Veya ikisi arasında bir denge kurmak, böylece çocuğun çocukluğunu yaşarken gelişmesini sağlamak, çağın gereklerine uygun büyümesini sağlamak mümkün mü? Bu sorunun yanıtını belki sadece çocuğum olduğunda verebileceğim ama emin olduğum bir Şey var, ben hala sokakta oynayan çocukları kendime daha fazla yakın hissediyorum ve daha fazla mutlu olduklarını düşünüyorum. Gezdiğimiz yerlerde, özellikle Anadolu nun kasaba ve köylerinde, çocukları görünce dayanamayıp kısa zamanda dostluk kuruşum bu yüzden galiba; benim ruhumun çocuk yanı, onlarla olmayı seviyor besbelli. Son olarak, çok sevdiğim bir Şarkı vardı bir de çocukken ve Şimdilerde de çocuklar adına üzüldüğüm her an mırıldandığım; onun birkaç mısrasını hatırlatmak istiyorum sizlere: "Bir bahçe bırakın biz çocuklara Göklerde yer açın uçurtmalara Bir dünya bırakın biz çocuklara Yazalım üstüne sevgili dünya" Bir çocuk olanlar, bir de çocuk kalanlar var Şu dünyada; hepimizin bu güzel günü, 23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramı kutlu olsun ve bu günün, çocuklarımıza, bu ülkenin onların olduğu; güzel, medeni, modern, özgür bir dünyanın mümkün olduğu gerçeğini hatırlatacağımız bir gün olmasını dilerim. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı na ilişkin en net hatıralarımın çoğu, ilkokulda olduğum yıllara denk düşer; yani 80'li yıllar... O zamanlar ilkokullarda çok özel gösteriler düzenlenir ve seçilen öğrenciler 2-3 ay öncesinden, bu gösterilere hazırlanırlardı. Şimdilerde de öyle mi bilmiyorum; ama o zamanlar 23 Nisan demek, bizler için birbirimizi hiç görmediğimiz kıyafetler içinde görmek, dans etmek, Şarkı söylemek, oynayıp zıplamak ve gerçekten bayramı bayram gibi yaşamak demekti. Ben, çocukluğunu doyasıya ve hayli keyifli yaşamış; sanırım bu yüzden de hala çocukluğundan tam olarak sıyrılamamış bir insan olarak, o zamanlar sokakta çok oynayanlara söylenen "sokak çocukları" tayfasındaydım. Neredeyse, eve yemek de olmasa hiç girmeyecek kadar çok oynardık sokaklarda. Şimdiki çocuklar gibi bilgisayarlarımız yoktu, anaokulu yaşlarından itibaren küfretmeyi öğrenmiyor, kadın-erkek ilişkilerinin gerçeklerine hakim olma konusunda meraklar taşımıyorduk belki ama çok Şahane saklambaç oynuyor, yakartopta aranan isim olmak için yırtınıyor, mahalleye yeni gelenleri çeşitli testlerden geçirmeden aramıza almıyor; evdeki ufak tefeği toparlayıp, gizlice dışarı sızdırıp, apartmanın önünde, kaldırıma bir tezgah kurup satıyor; yoğurtçunun apartmana çıkmasını fırsat bilip, bütün yoğurtları parmaklayarak evden dışarı çıkmama cezası alabiliyorduk. Çocukluk demek, bizler için bunlar ve bu gibi etkinliklerle özdeşti. Şimdi kendi özelimden çıkıp genele bakıyorum. Son zamanlarda 23 Nisan dendiğinde, dergide 23 Nisan ı farklı bir Şekilde inceleyelim dediğimizde, aklımda hep bir düşünce oluyor: Her Şey gibi, çocuk olmak da değişti mi artık? Etrafınızdaki örneklere bir baksanıza; çocuğu olan arkadaşlarınıza, aile bireylerinize, komşularınıza, bir baksanıza onların çocuklarına... Büyük Şehirlerde artık sokakta oynayan çocuklar yok; çünkü oynayacak kadar güvenli sokaklar yok. Ceyda Taşdelen Yayın Yönetmeni