Yolculuk Dergisi 57. Sayı

8 Mart Dünya Kadınlar Günü


8 Mart Dünya Kadınlar Günü Yazı: Ahmet Telli 8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü, diğer mücadele günleri gibi, büyük mücadeleleri bir kez daha düşünmeye, anlamaya bir çağrı olsa gerek. Mayakovski nin deyişiyle, "Tarih beygiri topallıyor." ve dayanışmanın yerini magazinleşmiş gösteriler alıyorsa, yaşam kendi anlam zenginliğinden de bir Şeyler yitiriyor demektir. Oysa 8 Mart Kadınlar Günü, bir lütuf değil, bir kazanımdır. Bunun böyle olduğunu herhalde, tarih bilgilerimizin üstüne birikmiş tozu silerek görebiliriz. Çok gerilere, antik çağlara gitmeye gerek yok; yüz elli yıl kadar geriye bakılırsa, üretim sürecindeki kadınların içinde bulunduğu durum, somut olarak görülür. Nitekim durumun vahametine karşı koyan 40.000 dokuma işçisi, 1857'de, Amerika da greve gider ve bu grev, hunharca bastırılır. Çoğu kadın 129 işçi, yaşamını yitirir. Neydi bu işçilerin isteği? Daha insanca iş koşulları, eşit işe eşit ücret, çalışma saatlerinin düzenlenmesi... Tarih tozlansa da kadın belleği ışıldamakta ve Clara Zetkin, Alman Sosyal Demokratları nın, kadınların sosyal statülerini ikincil görmeleri gibi tutuculuğuna karşı çıkarak ve de 1857 grevinde yaşamlarını yitiren kadınların anısına sahip çıkarak, 1910'da Emekçi Kadınlar Günü nün kabul edilmesini sağlamıştır. Clara Zetkin ile A. Bebel, bu mücadelenin öncüleridir. Clara Zetkin in, kadın sorunu üstüne tezlerini uzun uzun anlatmaya kalkmayacağım ama her öncü gibi onun da en çok mücadele arkadaşlarınca hırpalandığını belirtmek gerekiyor. Sonrası, yakın tarih ve bilinen Şeyler. 1977'de, Birleşmiş Milletler kararıyla 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü olarak ilan edilir ve hemen her ülke tarafından bu karar benimsenir. Kadın hareketlerinin değişik yönelimleri de vardır. Sözgelimi Fransa nın önemli yazarlarından Simone de Beauvoir ın "İkinci Cins" adlı eseri, feminist düşüncenin temellenmesi ve kadının özgürleşmesi bağlamındadır. Feminist hareketlerin, çok daha önceden başladığını biliyoruz ancak 20. yüzyılda, bu hareketlerin ivme kazandığını görürüz. Erkek egemen toplumların demokratikleşmesinde, kadın hareketlerinin önemini vurgulayarak Şöyle söyleyebiliriz: Erkeğin özgürleşmesi de kadının özgürleşmesine bağlıdır. Türkiye de kadın sorunu, biçim ve öz yönünden çok tartışılmış, bu bağlamda onlarca kitap yayımlanmıştır. Küçümsenmeyecek ilerlemeler sağlansa da feodal yapının egemen olduğu alanlarda, kadının konumu iç açıcı değildir. Denilebilir ki, Nazım Hikmet in önemli eseri "Kuvayi Milliye"deki "Kadınlarımız" Şiirinde vurgulananlar, bu gerçeği dile getirir. Şiirin gücünü de düşünerek, bu Şiirden bir bölümü aktaralım: "...Ve kadınlar bizim kadınlarımız: korkunç ve mübarek elleri, ince küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yarimiz ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız ve ekinde, tütünde, odunda, ve pazardaki ve karasabana koşulan ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar bizim kadınlarımız" *** Şu da var ki, Türkiye de "Kadınlar Günü" 1921'de, yani Cumhuriyet in ilanından önce bile kutlandığı halde, "tarih beygirinin topalladığı" 1980'in baskı günlerinde, kitlesel olarak kutlanamamıştır. Dört yıl süren bu engeller aşıldıktan sonra, Türkiye nin çoğu yerleşim birimlerinde 8 Mart, "Dünya Kadınlar Günü", yahut "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmakta, dahası, magazinleştirmelerine karşın, medya da bu günü, kendi sayfalarına yahut ekranlarına taşımaktadır. Kadın sorunlarının çeşitliliği, değişik sivil toplum örgütleri yaratmış olsa da bütün bu örgütlenmeler, 8 Mart ta aynı platformda bir araya gelebilmelidir sanıyorum. Erkekler içinse 8 Mart, kadına hoş görünme değil, kadın emeğine, kadın mücadelesine omuz verebilme günü olmalıdır, olabilmelidir. Bunun için yaşadığımız anlara olduğu kadar, tarihin bize devrettiği bilince de sahip çıkabilmeliyiz, derim. 16 Yolculuk