
Gözlem Evi: Yekta Kara dan Başarılı Bir Verdi Yorumu "La Traviata"
GÖZLEMEVİ Yekta Kara dan Başarılı Bir Verdi Yorumu Yazı: Üstün Akmen Tiyatro Eleştirmeni-Yazar Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (IATC) Türkiye Merkezi Genel Başkanı uakmen@superonline.com "La Traviata" Y ekta Kara nın sahneye koyduğu Verdi nin "La Traviata"sı, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından, Süreyya Operası sahnesinde gösterimlerini sürdürmekte. Eserin dekor tasarımı, Adnan Öngün imzasını taşıyor. Görkemden özellikle kaçınılmış minimalist bir dekor anlayışı, Öngün ün tasarımı. Sahneyi çevreleyen parlak metallerle süslü duvarlar, Adnan Öngün ün yorumunun özeti. Belli ki somuttan yola koyulmuş. Belki amaçlamamış ama sonuç itibariyle soyutu yakalamış. Seyirci perde açıldığında, önce tasarımı anlayamıyor ama sonra kavrıyor. Şanda Zıpçı nın kadın kostümleri tasarımında, etekler hareket olanağını hayli kısıtlamakta; yürüyüşler ister istemez "badi badi"leşmekte ama kostümler genel anlamda zevkli. Anlayamadığım; kimi karakterlerin etekleriyle kimilerinin bluzlarının, etek kuyruklarının, Şalların neden aynı kumaştan olduğu. Şanda Zıpçı gibi deneyimli bir kostüm tasarımcısının, tasarımında böyle bir tekrara düşmesi mümkün mü? Değil! Değilse üzerinde durmuyorum. Ahmet Defne, eserin bütününü tablo tablo düşünerek, oyun içindeki oyuncuların mizansenlerini, duruşlarını saptamış ve en ideal ışık tasarım tekniğini uygulamış. Yekta Kara, konusu 1850'lerde Paris te geçen "La Traviata"yı günümüze çekmiş getirmiş. Neden olmasın? Konu pekala evrensel ve çağcıl! Nedir konumuz? Aşk... Sahneyi, eylemin gereklerine uygun olarak geniş sınırları içinde tasarlamış Yekta Kara. Eylemin kendisini de en ince ayrıntısına varıncaya dek perde perde, sahne sahne, arya arya bir sıraya koymuş. Karakterlerin gerçeğe uygunluğunu, heyecanların anlatımını, metnin isteklerini, olayların mantığını, sahne üzerindeki durumları, oyuncuların doğallığını, grup simetrisini mükemmel işlemiş. Yekta Kara, opera literatüründe pek sık uygulandığı üzere, esasında dört perde olan yapıtı, "black-out"larla iki perdeye indirgemiş. İkinci perde birinci tabloda (esasında üçüncü perde başı), Violetta nın arkadaşı Flora Bervoix in (Mezzosoprano Pınar Ünker) evinde verdiği partiyeyse fevkalade ilginç bir yorum getirmiş. Perdenin konusu malûm; Flora, kadın dostları için bir parti düzenlemiştir. Partide fal bakan çingeneler, hatta boğa güreşçileri bile bulunmaktadır; yani eğlence için her Şey düşünülmüştür. Masada kumar oynanmaktadır. Yekta Kara, bu parti sahnesini, bir "sadist-mazoşist" eğlence partisine dönüştürmüş. Günümüzün sefih eğlence dünyasını sahneye taşımış. Süslü sutyenler giymiş erkekler, kırbaçlarıyla erkekleri döven çingeneler... Yekta Kara, bu kalabalık tabloları başarıyla yöneterek, safahatı anlatmış; çok da iyi yapmış. Markus Baisch yönetimindeki koro, özellikle "ensemble"larda oyuna katkı sağlıyor. Peter ValentoviÄ? yönetimindeki orkestranın yaylıları ise çok kötüydü. O ne çok entonasyon hatası öyle a canım efendim! Diğerlerine sözüm yok. Oyuncuların tümü, genel anlamda iyi. Yurtdışında bizi onurlandıran Tenor Bülent Külekçi yi, Alfredo Germont karakterine can verirken dinlemek/izlemek gerçekten hoş bir sürpriz. Külekçi, özellikle birinci perdede, herkesin katıldığı ünlü içki Şarkısı "Libiamo, libiamo"da çok iyi. Son perdedeki "Parigi, o cara" düetinde de alkışı hak ediyor. Yalnız, ikinci perde birinci sahnedeki "De miei bollenti spiriti"de sesini bizlerden biraz sakındı mı ne! Yoksa ben mi yanıldım? Otilya M. İpek de pürüzsüz sesiyle çok iyi. Özellikle "Un di felice" ve "Addio del passato"da, ne yalan söyleyeyim, içimden alkışlamak üzere ayağa fırlamak geldi. "Non sapete quale affetto"da geniş, güçlü tizleriyle "dramatik koloratür soprano"ya da başarıyla kayıverdi. Bariton Önay Günay, eserdeki soprano-tenor-bariton üçgenine başarıyla sacayağı oldu. Zor bir rol olan Germont karakterinde, sesini ustaca kullandı. Oğlunu oynayan Bülent Külekçi den genç kalıyor; öyle görünüyorsa onun ne suçu var, öyle değil mi ama? Sadece "Di provenza il mar"da "Bende daha ne ses var ama hadi siz bu akşam bu kadarıyla idare ediverin." der gibiydi. Yekta Kara yönetimindeki "La Traviata"da, Verdi nin müzik ve dramayı birleştirmedeki yeteneği, bir kez daha gözlerimizin önüne, kulaklarımızın dibine seriliverdi. 22 Yolculuk