Yolculuk Dergisi 56. Sayı

Eski İstanbul'un İzinde


GEÇMİşİNİZİNDE Eski İstanbul un İzinde Yazı: Oğuz Erten Sanat Tarihçisi arthistoryoguz@hotmail.com İ stanbul u sever misiniz, diye sormayacağım; biliyorum ki sevmeyen yoktur bu güzel Şehri. Peki, İstanbul un içinde kalmış ama kocaman caddelere dönüşmüş ve içinde yüzlerce arabanın sıkışıp kaldığı, klakson sesleri ile bu güzel Şehri yaşanmaz bir hale getirdiği o caddelerde, hayat eskiden nasıldı acaba, diye düşündüğünüz oldu mu hiç? Hiç düşündünüz mü nasıl ahşap evler vardı bu sokaklarda; çocuklar nasıl çelik çomak oynarlardı; nasıl yeşildi ve bugün önünden geçip de yüzüne bile bakmadığımız, içi çöp dolu, suyu akmayan o güzeller güzeli çeşmelerden nasıl gürül gürül soğuk su akardı? O çeşmeler, sanki halkın su ihtiyacını değil de sanat ve estetik ihtiyacını gidermek için yapılmış, zarafet sembolü gibi dikilmişti İstanbul un en fakir mahallelerine. Ya o konaklar; bir bir yanıp veya yakıp da bitirdiğimiz, otopark yaptığımız konaklar? Sadece o konakları mı yaktık biz; yoksa onun içinde yaşanılanları, yaşayanları ve yaşadıklarımızı da mı yaktık acaba? Yeşil ile bütünleşmiş her evin önünde bir ağacın olduğu, ağacın insan gibi bir varlık olduğunun kabul edildiği, bol oksijen alabilmemiz için, insanın yaşaması için bir gerek olduğunu kabullenmemişken, ona bu değeri vermek, belki de daha başka bir dünyanın, yaşantının gereği. Ne kadar iyi niyetli olursak olalım, geçmişimizi, kültürümüzü, kültürel varlıklarımızı koruyabilmekte, ne yazık ki çok başarılı değiliz. Eski İstanbul kartpostalları her zaman ilgimi çekmiştir. Bu kartpostallarda insanların giyimi, bakışları, bulundukları yerin taş döşeli zemini, hayvanlarla olan bütünlükleri, nedense günümüzden daha samimi gelir bana, daha doğaldır. Bu kartpostallarda insanlar, mesela gülmek zorunda değillerdir; her zaman nasıl duruyorlarsa öyle dururlar, ayrı bir çaba sarf etmezler. Giyimlerinin dağınıklığına karşılık, önünde durdukları yapı ise ihtişamı ile büyük bir karşıtlık yaratır. Su aldıkları çeşme, sanki onlar için değil de sultanlar için yapılmış gibidir. Böyle bir fotoğrafa, 19. yüzyılın sonlarında İstanbul da fotoğrafçılık yapan, aynı zamanda kartpostallar da basıp satan Max Fruhtermann ın fotoğraf albümünde rastladım. Fotoğrafta bulunan insanlar gerçekten, arkada bulunan çeşmenin estetiği ile yaşamanın güzelliğine varıyorlardı. Su doldurmak için bekledikleri dakikalarda, uzun uzun çeşmenin eşsiz motiflerini seyrettiklerini hayal ettim. Bu resme bakarken, birden o döneme gider gibi oldum. O fotoğrafın çekildiği anda, makinenin arkasına, meraklarından dolayı doluşan insanları hayal ettim. Bir at arabası ile saman taşıyan yaşlı bir amcanın, olanlara anlam veremeyen yüz ifadesiyle oradan geçişini hayal ettim. Mahallenin köpeklerinin de sanki birileri onlara yemek verir umuduyla başlarını yere eğerek, kuyruklarını sallayarak çeşmeye doğru yaklaştıklarını, bir çocuğun evdeki annesine, mahalledeki bu olağanüstü olayı haber vermek için bağırarak koştuğunu ve bu olayın aylarca mahallenin en 118 Yolculuk