
İş Yaşamında Pozitif Psikoloji
İşTEYAşAM Yazı: Sanem Aker Endüstri ve Örgüt Psikologu a.sanem@gmail.com İş Yaşamında Pozitif Psikoloji birçoğumuz mutlu değil. Buna yönelik farkındalık kazananlar, değişim ihtiyacını içinde hissetmeye başladı ki kitapçılarda, kişisel gelişim ve alternatif yaklaşımlarla ilgili kaynaklar, giderek daha büyük bir alan kaplıyor. Kısacası, insanlık olarak, işteki ve özel yaşamdaki mutsuzluğumuza, bir çözüm arayışı içindeyiz. İş hayatına olduğu gibi sanata, topluma, kısaca insanların yaşayış biçimine, ortaya çıkardığı akımlarla yön veren psikoloji bilimi de, bu değişim gereksinimini, iki binli yıllara yaklaşırken yoğun bir biçimde hissetti. İkinci Dünya Savaşı ndan itibaren psikoloji bilimi, insanın mutsuz olmasına neden olan faktörlere çözüm bulmak amacıyla, çoğunlukla sorunlara odaklanmıştır. Biraz da bu sebeple, sokaktaki insanın gözünde psikoloji, daha çok psikolojik rahatsızlıkların bilimi görünümüne büründü. Buna bir tepki olarak, 2000 yılında Martin Seligman ve arkadaşları, psikoloji biliminin dikkatini psikolojik rahatsızlıklardan başka bir yöne de çevirmişlerdir. Psikolojinin, olumlu duyguları, mutluluğu, başarıyı, doyumu oluşturan etkenleri araştırmaya yoğunlaşılması zamanının geldiğini ifade etmiş ve bu doğrultuda, "Pozitif Psikoloji" akımını aktif biçimde yaymaya başlamışlardır. Bu yaklaşım, bazı kişiler tarafından, "mutluluk bilimi" olarak da anılmaktadır. Bu yaklaşımı, örneklerle biraz daha yakından tanımak için iş hayatına etki etmeye başlamış bazı bulgularına bakabiliriz: 1. Mutlu insanlar, işte de daha başarılı: Araştırmalar, kendisini diğerlerine nazaran daha mutlu hisseden insanların; daha iyi sosyal ilişkilere sahip olduğunu, işlerinde daha başarılı olduklarını, daha fazla gelir elde ettiklerini, daha uzun ve sağlıklı yaşadıklarını göstermektedir. C alışanlarının hissettiklerini, "İş iştir!" yaklaşımıyla pek önemsemeyen dünya, son yıllarda adeta bir dönüşüm yaşıyor. Çünkü ayakta kalabilmenin ilk koşulunun, hızlı değişime ve belirsizliğe uyum sağlamak olduğu günümüzde, "duyguların yönetimi", bireysel ya da organizasyonel düzeyde en büyük güç olarak karşımızda duruyor. Beraberinde, verimli çalışma ortamları yaratmak için sadece sistemler ve iş akışları üzerinde kafa yoran ve insanı psikolojik yönünden soyutlayarak ele alan mekanik yaklaşımların da etkililiği azalıyor. Ardı ardına patlayan krizler, artan başarı baskısı, ortaya çıkan ahlak skandalları, değişen gelir dağılımı, iklim koşulları ve tüm bunların sonuçları, artık oldukları yerle sınırlı kalmayıp tüm dünyaya yansıyor. Olayların altına indiğimizde, bazı insanlar tarafından yapılan bir takım olumsuz davranış seçimlerini görüyoruz ve bir kişinin yaptığı seçimler, bir diğerini artık eskisinden daha fazla etkiliyor. Öte yandan, çalışmalarımız sonucunda refah düzeyimizde meydana gelen artışa rağmen, açıkça itiraf etmek gerekirse, 116 Yolculuk